
Sakız gibi çiynene çiynene kafalara kazınmak istenen bir şey var: ‘’enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak’’. Bunu söyledikleri anda akan suların duracağını düşünüyorlar. Nitekim duruyor da. Durmayanı da durduruyorlar. Hemen tepesine bir HES (Hidro Elektrik Santralı), akarsuyu tünele kapat, türbine ver, çıkan elektrikle hem cebin dolsun, hem de inşaat işleriyle devletten, yani vatandaşın verdiği vergilerden güzel bir parsa kopar. Dere ‘’ben özgürüm, özgür akacağım’’ diye azıcık tünelden çıktı mı, bin yine tepesine, hemen bir HES daha, yine al içeri, böyle böyle denize varana kadar sinekten yağ çıkarır gibi sudan yeşil banknot üret. Tabi o suyun yanında yüzyıllardır yaşayan halk için değil, onlara zırnık koklatmadan, üstelik sularını da ellerinden alarak, dağlarını ormanlarını köstebek yuvası gibi delik deşik ederek, ağaçları keserek, son derece hassas bir arazide heyelan tehlikeleri yaratıp insanlara ev boşalttırarak kendi zenginliğine zenginlik kat. İstanbul’da kat, yat, dört çekişli araç al, zaten varolanlara yenilerini ekle, bunun da adı ‘’ülkemizi enerjide dışa bağımlılıktan kurtarma’’ olsun, ‘’temiz enerji’’ olsun.
İyi de siz herkesi kör, sağır, dilsiz ve ahmak mı sandınız? Şair başbakanımızın çok şairane bir ağızla başlattığı ‘’ana’’ edebiyatıyla ifade edersek, ‘’senin anan güzel mi yaa?’’ dememiz gerekir. Ya da anamızı alıp gitmemiz. Hayır anası güzel HESciler, delik deşik ettiğiniz köylerdeki insanlar analarını alıp gitmeyecekler! Orada doğmuş büyümüş analarıyla birlikte, oradan doğan, orada akan, orada yaşayan ve yaşatan sularını savunacaklar.
Siz ‘’enerjide dışa bağımlılıktan kurtulma’’ edebiyatı yapanlar, sahi, dışa bağımlılık sizi bu kadar çok mu rahatsız ediyor? Ülkeyi pazarlayıp dışa satmak için birbiriyle yarış eden sizler, her tarafını betonlayıp yaşanmaz bir cehenneme çeviren sizler, ülkenizi çok mu seviyorsunuz, bağımsızlığı için çok mu kaygılanıyorsunuz?
Eğer enerjide dışa bağımlılıktan şikayetçiyseniz, her şeyden önce inin o dört çekişli arazi araçlarından. Kentlerde kaldırıma çıkarak park etmek için, deposu bir dolduruşta 100 litre benzin alan bu hayvani arazi araçlarına ihtiyacınız yok. Hem zaten sıkışık kent trafiğinde ve kimi daracık sokaklarda aşırı yer işgal ediyorsunuz, hem de o hayvani araçlara tek başına kurulup sırf hava atmak için dolaşan kadınlarınız aşırı benzin harcayıp aşırı dışa bağımlılığı arttırıyor.
Eğer enerjide dışa bağımlılık sizi gerçekten rahatsız ediyorsa, o ıvır zıvır gereksiz şeyler üreten fabrikalarınızda harcanan elektriği düşünün biraz. Bu fabrikalar hiç ihtiyaç duymadığımız şeyleri üretecek ve bize de reklamlarla bu gereksiz ürünler dayatılacak ve sonuçta yine sizin cepleriniz dolacak. Bunun için mi her tarafa HES yapıp ülkeyi köstebek yuvasına çevirmenizi kabul etmeliyiz? Türkiye’nin en verimli arazilerinin üstüne otomobil fabrikaları kurdunuz ve devamlı otomobil satışını körüklüyorsunuz, bunun getirdiği dışa bağımlılık sizi hiç rahatsız etmiyor. Toplu taşıma yerine herkesin kendi başının çaresine bakmasını özendirirken bunun getirdiği dışa bağımlılık sizi düşündürmüyor, Cumhuriyetin kuruluşunda kıt olanaklarla yapılan ve tüm ülkeyi saran ‘’demir ağları’’ atıl hale getirdiniz, bunun yerine karayolu taşımacılığını koydunuz, bu politikanın getirdiği enerjide dışa bağımlılığı hiç mi hesaplayamıyorsunuz? Oysa ki hesap kitap sizin en iyi bildiğiniz iştir. Gayrımenkul spekülasyonunu körüklemek için dağı taşı inşaatlarla doldurmanız, ülkeyi beton tarlasına çevirmeniz, bunu yaparken kullandığınız enerji israfı sizi asla rahatsız etmiyor.
Ürettiğiniz elektrik asla enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmaya yönelik değil, sadece daha çok gereksiz şeyler üretilmesine ve tüketilmesine ve siz büyük şirket patronlarının daha çok kazanmasına yarıyor. Koskoca Keban barajı, Atatürk barajı ve bunların ürettiği elekrik doğudaki vatandaşın en temel gereksinmelerinden biri olan ısınma sorununu bile çözebilmiş değil, o korkunç soğuklarda Van’ın göbeğinde hala tezek yakarak ısınan yığınlarca insanımız var. Bu durumda Hasankeyf’e yeni bir baraj yapmadan, orayı da barbarca katletmeden birazcık düşünmek gerekmiyor mu? ‘’ Temiz enerji’’ diye yutturmaya çalıştığınız şey herhalde tarihi ve doğayı ‘’temizleyip’’ sizin cüzdanlarınızda paraya çevirmek...
‘’Ama biz bu fabrikalarla, bu inşaatlarla istihdam yaratıyoruz, ekonomimiz gelişiyor, büyüyor’’ masalları anlatmayın bize. O istihdamı yaratacak daha akıllı yollar da var. Ayrıca İkizdere, Fırtına vadisi, Hasankeyf, Allianoi gibi doğa ya da tarih zenginlikleri inanın oralarda sizin inşa ettiğiniz tünellerden, kazdığınız çukurlardan daha çok istihdam yaratıyordu. Ama bu sizin cebinize değil de orada yaşayan insanların cebine giren, daha geniş bir kesime yayılan bir zenginlikti. İkizdere, Fırtına vadisi son derece güzel bir doğa turizmi geliştirmişti. Küçük turistik yapılanmalarla halka yayılmış ‘’temiz’’ ve çevre dostu ekonomiydi bu. Uydurduğunuz ‘’kalkınma’’ ve ‘’temiz enerji’’ yalanlarıyla bu ekonomiyi yokedip ora halkını da işsizliğe mahküm ettiniz, doğalarını ve doğal dengelerini de mahvettiniz.
‘’İstihdam, kalkınma’’ için dağa taşa site inşaatı ve cami yapacağınıza, kentleri spekülasyon amaçlı beton binalarla cehenneme çevireceğinize, Köy Enstitüleri’ni yeniden canlandırmayı düşünün örneğin. Köyden kente göçü durduracak, tarımı akıllıca yöntemlerle yeniden yapılandıracak, canlandıracak çözümleri aklınıza getirin. Hollanda’dan fasulye ve çiçek, İngiltere’den inek, İran’dan fıstık ithal ederken tarımda bile bizi dışa bağımlı hale getirdiğinizi görmüyor musunuz? Ve de Türk lirasının suni olarak yüksek tutulan paritesi siz ithalatçılara daha kolay kazanç sağlamak için değil mi? Yani ülkeyi daha çok dışa bağımlı tutmak için..
İstihdam için eğitime, kültüre yatırım yapın, okullarda öğretmen açığını giderici bir politika oluşturun. Ama sizin bu konudaki yatırım anlayışınız da tabi ki kapitalist mantığın kar dürtüsüne göre gelişti. Her kasabaya bir gecekondu ‘’üniversite’’ kondurdunuz, hani buralarda öğrenci yetiştirecek öğretim üyeleri nerede? Yoksa diploma pazarı mı bu teneke üniversiteler. Sinekten yağ çıkaran kapitalistlerimiz üniversite sınavlarında puan tutturamayan gençlerimizin umutsuzluğunu da böylece paraya tahvil etmiş oluyorlar. Temiz hiç bir şey bırakmadılar ülkede, şimdi nükleer ve hidro elektrik için başlattıkları ‘’temiz enerji’’ kampanyası ise en kirli ama en karlı işleri arasında.
Nur DOLAY
31 Ocak 2011







