Baba, suya düşsem atlar mısın beni kurtarmaya”
…Susuyorum,bir daha soruyor,deniz tezekli tarla gibi,her yöne sallanıyoruz; ”atlamam” diyorum.
”Havaya baksana, martı bile buz sıçar bu ayda”. Anası bilse on yaşında çocuğu hırçın denizde ıstakoz avına götürdüğümü, ben ne ederim bilmiyorum. Gözleri üstümüze gelen dalgalara kilitli ,minicik elleri ahtapot gibi daha da sıkıyor tutamakları. Kıç üstünde, Serçe’nin keyfi yerinde. Ağlarda ıstakozlar, İskorpitlerle trakonyalara ilişmiyor..Bana ayırmış! Zehirli ya, hele küçükleri çok can yakar; korkuyorum da demez, yalnız çok üzülür soktu mu beni…
Tepine tepine güler …Yirmibeş otuz ıstakoz, beş altı kasa adabeyi, ıvır zıvırla beraber bereketli yıllarımız. Ağdan tek tek sıyırarak , (ıstakozların) kuyruklarını kapatıp, kasanın içine dizip, üstüne
ıslak çuval da örttük mü hoplayıp zıplamadan birkaç gün daha yaşayacaklar.
Keskin ,soğukbalta ,yanaklarımıza yaslanan rüzgar…Ama ne gam..!
Ardımız sıra uçup süzülen martılar gibi yüreklerimiz kanatlanmış dönüyoruz limanımıza.
Dümeni ufaklığa devredip, kıç üstüne Serçe’ye yardıma gidiyorum. Beraber elliyoruz ağları ”Ya moruk! Böyle giderse davullu zurnalı çifte düğün bile yaparız, ne dersin?” İç çeker gibi; ”neden olmasın, bi ana kız bulalım, anasını sen alırsın kızını da ben”. ”Ters olmadı mı bu iş” diye takılıyorum. ”Olur mu hiç! Şimdi kızlar olgun yaşlı balıkçılara bayılıyorlar, sükunetle onları
sevecek(ne demekse!). Yaşlı kadınlar da genç balıkçılara… Kadınların ne istediğini bileceksin. Sende nerde o kafa!”. Hep beraber gülüşürken, dönüp ufaklığa çıkışıyor. Kıkırdamasına kızdı.
”Doğru tut dümeni ,arkandan yılan kovalasa beli kırılacak!”.
Hasar görmüş ağları güvertenin köşesine ayırıyoruz, büyük yırtıklar var; deniz kaplumbağası ya da fok. İkisi de çok sever, hatta bir seferinde ,suyun üstünde ağzında koca ıstakoz,katur kutur yerken yanından geçtik değirmen taşı gibi kaplumbağanın,oralı bile olmadı. Neyse balıkçılık böyle devam etse keşke, alırsın eline mekiği, ha babam de babam saatler boyu, tamir ederiz evvelallah!..
Ne ki? Zaman, geçti yedi yıl…Serçeyine kıç üstünde…Ağlara takılmış yavru ıstakozu çıkarmaya uğraşıyor, şevkatli ve sabırlı,..Üç beş adabeyi, ot bok balığı gerisi, bom boş…Ne kaplumbağa
gördüğümüz var uzun zamandır, ne de fok. Öbür konuyu hiç açmıyoruz! Saçlar kırlaşmış, hala iki bekar Tarzan!
Gözümüz küçük ıstakozda, öpüyoruz suya bırakmadan. Yedi yıl önce ”büyü de gel” derdik. Şimdi büyü de kaç! Büyü de kaç! Suya eğilmiş bağırıyoruz…!
KAÇ !
MARENOSTRUM ! SAKLA ONU…
Sarpıncık feneri sancağımızda, oğlan dümende, seyretmeğe doyamadığım güzelim Karaburun kıyıları , deniz yine tezekli tarla ,yalpa şalpa dönüş yolundayız. ” Suya düşersek atlar mısın bizi
kurtarmaya?”. Susuyor… Tekrar soruyorum. Gözleri denize kilitli …”Atlamam”diyor sırıtıp. ”Havaya baksana baba, martı bile buz sıçar bu ayda!”. ”Siz iyisi mi sıkı tutunun teknede!”.
Karaburun ’dan Balıkçı Ata..





