"Ensenden öptüm seni. Çok fena!
Rüzgar gibi geçti Beykoz vapuru ..."

Küçük İskender, 'Gülten' şiirinde, Beykoz vapurundan böyle söz etmiş.
Rüzgar gibi geçen o kadar çok şey var ki anılarda kalan. Yalnızca resimlerde, kayıtlarda kalan.
Bir kenti "kent" yapan değerler arasında, yalnızca tarihi binalar, meydanlar, anıtlar değil, yaşamımızın içinde sığan pek çok değer var.
Kordon'un eski görünümünü hiç özlemiyor musunuz? O eski yeşil ahşap Alsancak vapur iskelesini?
Ya körfez vapurlarımızı?

Efes vapuru, Bergama vapuru, Hasköy vapuru ve diğerlerini?
Birinci sınıf, ikinci sınıf mukavva vapur biletlerini?
Bir kenti, "kent" yapan değerler arasında, İzmir için körfez vapurlarının çok ayrı bir yeri var. İzmir kartpostallarındaki resim çerçevesi içine, mutlaka bir körfez vapuru sıkışmıştır.
Körfez vapurları da bu kentin simgesidir, bu kentin belleğidir.
Onarım masraflarını ödeyemeyeceği için belediyemiz, Beykoz vapurunu "hurda" olarak satışa çıkarmış.
Bu kentin belleği, simgesi olan değerlerin "hurda" olarak satışa çıkarılması, benim gibi duygusal insanlar için içsel bir yıkım. Anılara yönelik olarak, acımasızca, geri dönülmezcesine yapılan bir saldırı.
Pak Bahadur'u biliyorsunuz.
57 yıllık eziyetinin sona erdirilerek, yasa gereği doğal yaşam ortamına yakın bir yere taşınması için uğraş veriyorum. Hala çözüm yok ve Pak Bahadur, 150 metrekarelik kafeste ölür kalırsa, vicdanlar hiç sızlamayacak mı?
Beykoz vapuru için de aynı durum söz konusu.
"Kullan, kullan sonuna kadar tüket ve kalanı da sat gitsin!"
Artık işi bitti Beykoz vapurunun.
Hurda parasını da kar biliriz. Yakında Beykoz vapuru, inşaatlarımızda demir olarak, banyolarımızda jilet olarak bize geri döner nasılsa.
Şiirlere, şarkılara konu olmuş bir kentsel simgeyi "kullan, sonuna kadar tüket ve sonra posasını da at gitsin!" mantığı aydınlık bir kente yakışıyor mu?
İzmir, bir yandan "kent belleği müzesi" kurarken, diğer yandan nasıl olur da kentin simgesi olan bir Beykoz vapurunu, Pak Bahadur'u bu derece vurdumduymazlıkla sonuna kadar tüketir ve yok eder?
Her şey yalnızca "para" mı?
Yalnızca maddi değerler mi, sizleri ayakta tutan?
Tek çözüm bu mu? Beykoz vapurunu satışa çıkarmak?
Beykoz vapurunun kalbi olan motorunun, ayağı olan pervanesinin sökülerek, yedek parça olarak ayrılıp bir köşede stoklanması?
İzmir'e, herhangi bir kent gözüyle bakan yöneticiler, yaşadığı, nefes aldığı kente "aidiyet" duygusunu hiç taşımayanlar, aklınıza gelen yalnızca bu mu?
Bir kentin belleğini oluşturan değerleri yalnızca resimlerde, afişlerde yansıtan bir kent belleği müzesi açmaktan başkaca aklınıza bir şey gelmedi mi hiç?
Aklınıza başkaca bir çözüm gelmiyorsa, ben önerebilir miyim?
Bostanlı İskelesi ya da Pasaport mendirek içine çekilen Beykoz vapuru, bir kütüphane ve kültür gemisi olabilir. Alt ve bodrum katları tümüyle kitap satışı ve kütüphane olarak kullanılır. Üst katın bir kısmı, sivil toplum çalışmalarına, toplantılarına, sergilere ayrılır. Toplantılar, kent söyleşileri yapılır. Güverte ve bir bölümü de çayhane olarak kullanılır.
Eğer belediye bunları yapmayı külfet olarak görüyorsa, verir bir sivil toplum kuruluşuna Beykoz vapurunu, işin içinden sıyrılır.
İzmir'de kentin simgesel değerlerini sahiplenerek, onları kente yeniden kazandırmayı hedefleyen Kordon Çevre ve Kültür Derneği, EGİAD, İKSEV, ÇGD gibi sivil inisiyatifler var.
İstanbul'daki saltanat kayığı uygulamasından öykünülerek; İzmir tarihi kayıkları için proje üretip, yeniden körfezde nostalji olarak kürek sallamayı önerenlerin aklına gelmediyse, bu önerimi siz bence bir kenara yazın.
46 yaşındaki Beykoz vapurunu hurda demir olarak satanları, ya da onu yeniden kente kazandıranları tarih, ayrıntılarıyla not edecek.






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.