İzmir Gazetesi

İzmir Gazetesi Bülent Turan Tecavüze uğrayan bilincimiz

Tecavüze uğrayan bilincimiz

E-posta Yazdır PDF

 

 

Kesilen ağaçlar, uçurulan heykeller, zorla değiştirilen kentimiz;

"Deniz bitti"

 

Bülent TURAN

 

İstedik ki hep, madem kentlerde yaşıyoruz; "kentlilik bilincimiz yükselsin" , "yaşadığımız kente aidiyet duygumuz gelişsin", "çağdaş uygarlık seviyesinden geri kalmayalım, huzur içinde mutlulukla yaşayalım hep birlikte", "doğal ve kültürel değerlerimizi koruyalım ki, geçmişle ve gelecekle olan bağlarımız kuvvetlensin, yok olmasın", bizler de "hiç" olmayalım. Burada doğduk, burada yaşayacağız ve belki de burada öleceğiz.

 

Bu amaçla yıllardır bu kentte yaşayan kentli birey bir aydın olarak; yazdık, olmadı çizdik; olmadı konuştuk, anlattık; o da olmadı film de çektik uzun metrajlı ilk İzmir yapımı çevre filmini olmadı, yazdıklarımızdan ötürü mahkemelere çıkarıldık, kapımızın önünde silahla korkutulduk; güldük geçtik; yazı yazdırılmadık gazetelerde, ama kendimiz gazete çıkardık; yok sayıldık, kıskanıldık, engellenmeye çalışıldık, çamur atıldık, haksızca ve onursuz kişilerce cezaya çarptırıldık; bunların hepsine de katlandık.

Dik durmaya çalıştık, doğru bildiğimizi öğretmeye çalıştık. "Tarihe kayıt düşüyoruz" dedik, "gelecek nesiller bizleri anlayacak" dedik. "Biz doğru yoldayız, dik duruyoruz, başaracağız" dedik. "Birkaç kişi bizi anlar da, onlar da başkalarına doğruyu anlatırsa, bu iş olur" dedik.

 

Ancak yaşadığımız kentin her yanının fütursuzca değiştirilerek; artık beyinlerimizin, bilincimizin tecavüze uğratılarak şoka sokulduğu; bu kadar üst üste, bu kadar yoğun bir şekilde, bu kadar sorumsuzca, aymazlıkla ortaya konulan hızlı ve büyük değişimin yaşandığı başka bir son on yıl daha olamaz herhalde.

 

İnsan yaşadığı çevreye alışır. Deniz kenarında yaşıyorsa, aylarca denizi görmese, denizin orada birkaç sokak arkada olduğunu bilmesi yeter ona. Ancak orada bildiği denize bir gün "gidip bakayım" dediğinde orada bildiği denizin orada olmadığını, "denizin bittiğini" gördüğünde ne hisseder sizce?

İşte beynimizin bilincimizin uğratıldığı tecavüz bu. Şok, bu.

 

Kentin farklı noktalarında yer alan heykellere alışkınızdır. Bizim suskun dostlarımızdır onlar. Hep orada olduklarını biliriz, var sayarız. Bir bakıyoruz heykellerimiz yok olmuş; taşınmış, yıkılmış, üzerinden asfalt yollar geçirilmiş. Kavşaklar yapılmış, var olan meydanların da yıkılarak üzerinden tramvaylar geçirilmesi planlanıyor.

 

Bir bakıyoruz kentin bulvarlarındaki ağaçlar kesilmiş, kesilecek dediklerinde inanmamış gülüp geçmiştik, "olur mu canım bu kadar da olmaz, yapamazlar" diye. Ama oldu.

 

Kuş Cenneti'ne giderdik çocukluğumuzdan beridir, sık sık kendimizi dinlemeye, doğayla sohbet etmeğe. Homa Dalyanı'nadaki sahil boyuna. Çok az kişinin bildiği, gidip gördüğü "İzmir'in gizli cennetine" hayrandık. Bir gün baktık ki, o sahil boyu taşlarla molozlarla doldurulmuş. Şoka uğruyoruz. Söyleyecek sözümüz kalmıyor. Tıkanıyoruz. "Bu kadar da olur mu?" diyoruz, oluyor.

 

Kentimizde, doğduğumuzdan beri, 50 yıldır birlikte yaşadığımız Okaliptus ağaçları hepsi bize birer komşu, birer arkadaş, birer dosttular. Birden duyuyoruz ki, hepsi yok edilmiş, kesilmiş. İnanmak gelmiyor içimizden, "kötü bir şaka bu" diyoruz. Ancak şaka değil, büyük bir şoka uğruyoruz.

Bilincimize, alıştığımız her şeye, anılarımıza durmadan tecavüz ediliyor yıkılıyor, yok ediliyor, yerine başka "yeni ve ilk" olan şeyler konuyor.

 

Kültürpark'ı özlüyoruz eski Kültürparkımız'ı. İçinde koca koca hangarlar olmayan, çeşitli ülkelerin yer aldığı o eski zarif küçük pavyon yapılarını özlüyoruz.

Pak Bahadur'u özlüyoruz. Gözyaşlarımızla, bir vicdan borcuyla anıyoruz.

 

Eski Konak (Atatürk Meydanı'nı), eski Cumhuriyet Meydanı'nı özlüyoruz. Sümerbank köprüsünü özlüyoruz. Bergama, Hasköy, Efes, Sur, Beykoz vapurlarını özlüyoruz. Eski Kordonboyu'nu özlüyoruz, Karşıyaka'da üzerinde kaya balığı avladığımız tahta iskeleleri, kürekli balıkçı kayıklarını özlüyoruz. "Yeşil ahşap Alsancak İskelesi'ni özlüyoruz; şimdi dört kata çıkarılan iş merkezi olan, eski tek katlı zarif mimarlık eseri Karşıyaka İskelesi'ni özlüyoruz.

 

Yazlık sinemaları özlüyoruz, eski boynuzlu troleybüsleri özlüyoruz. Hasretimizi ancak Kiev'de gideriyoruz boynuzlu otobüslerle. Geçmişle olan bağlarımız her gün bir bir acımazsızca yok ediliyor. "Yazlık sinema" diye projeksiyon gösterilerek aldatılıyoruz.

 

Bırakın artık bu kenti, bu kentin geçmişini yaşamamış olanlara iş yaptırmayı, proje yaptırmayı, kentin yönetiminde önemli kararlar aldırmayı. Onlar için hiç önemli değil bir trafik kavşağı yapmak için bir anıtı yıkmak; tramvay yolu geçirmek için 80 yıllık bir kent meydanını talan etmek. Viyadük yapmak, denizi doldurmak onlar için çok normal.

Onlar İzmir'i yaşamamışlardır. İzmir'in havasını, yosun kokusunu, çocukluğunda ana sütü gibi koklamamışlardır. Onlar; İstanbul denilen dipsiz kuyuda, ancak bir diğerinin yanında olanın sırtına basarak yükselmeyi; Ankara'nın bozkırında ağaçsız ve denizsiz yaşamayı öğrenmiş, ancak onu bilmişlerdir.

Onlar Diyarbakır'da, Mardin'de, Gaziantep'te, heykel, ağaç, çiçek görmemişlerdir yaşadıkları kentin sokaklarında. Onlar yaşadıkları Anadolu kentlerinde kent meydanı, kayık iskelesi, vapur iskelesi görmemişlerdir, troleybüs tramvay görmemişlerdir. Onlar için en iyi olan, yeni olandır. Eskiyse, yıkılıp atılmalıdır. "İlk kez" onlar yapar her şeyi. Çünkü onlar için "yeni olan, iyidir". Öyle öğrenmişlerdir. Geçmişle bağları yoktur. Çünkü İzmir'e sonradan gelmişlerdir. Kurullarda görev yaparlar, bu kentin doğal ve kültürel değerleri için karar verir konumdadırlar ama İzmir'de değil, başka şehirlerde yaşarlar. Toplantılar için uçakla gelir giderler, İzmir'i ancak havadan görürler. Onlar kurul üyesidirler, müsteşardır, bürokrattır, müdürdür, bilmemne uzmandır, belediyecidir, kamu yöneticileridir, bir şekilde bu kente yolları düşmüş ancak bazıları buradan ayrılamamışlardır.

"Hemşehri" ayaklarına, İzmir'de bir yerlere atanırlar ya da seçilirler. Ama geldikleri yerdeki hemşerilerinin oylarıyla, ya da atama kararlarıyla.

Onlar, Okaliptus şekeri de yememişlerdir belki de. Ondan dolayı Okaliptus denince ne olduğunu bilmezler. Güzelim ağacı, "Sazlık Canavarı" zannederler.

Kültürpark denince, "otopark" gelir önce akıllarına. Boş olan her alan otomobil park edilecek alandır onlara göre. Kültürpark'taki mini trene hiç binmemişlerdir. Banliyö trenini bilmezler bile, buharlı trene de binmemişlerdir Hayvanat bahçesine gitmemişlerdir, Yamanlar Dağı'na, Karagöl'e, Çatalkaya'ya çıkmamışlardır. Kadifekale'yi de, uzaktan görüp bilirler ancak.

İkiçeşmelik sadece bir araç yokuşudur onlar için. Tilkiliği bilmezler, Altınordu'yu, Dönertaş'ı bilmezler. Onlar hamama da gitmemişlerdir. Basmane'de otellerde yakınları dahi kalmamıştır. Yolları düşmez oralara. Dönme dolaba da binmemişlerdir, Akasyalar'da Zeki Müren'i de dinlememişlerdir, Erol Büyükburcu da. Fiskiyeli su çeşmesinden su da içmemişlerdir. Şıra nedir bilmezler, çekirdeksiz üzümü ilk kez burada tatmışlardır

Çakalburnu'nda balık rakı roka yapmamışlardır, denize doğru içinden geldiğince hiç bağıramamışlardır. Onlar orayı, sadece İnciraltı olarak bilirler. Bina dikilecek arsa olarak görürler. Krizman neresi, bilmezler. Pina'da denize girmemişlerdir

 

Yollar açılıyor, yollar genişliyor, yollar kapatılıyor, çıkmaz sokaklar, çıkmaz mahalleler ortaya çıkıyor, viyadükler boy veriyor, gökdelenler fışkırıyor, otomobiller, otobüsler çoğalıyor, yeşil alan park yapılacak diye beklerken çimen yerine, çiçek yerine, granitler betonlar döşeniyor; gürültü çoğalıyor, pislik çoğalıyor, kavgalar artıyor, selamlar azalıyor, işgaller artıyor, kaldırımlar kalmadı; kuşlar azalıyor, ağaçlar azalıyor, hayvanlar azalıyor, bitkiler azalıyor, sular azalıyor.

 

Birbirimize potansiyel düşman olmaya başlıyoruz. Ayağımız toprağa yıllardır değemiyor, toprağa kötü enerjimizi aktaramıyoruz. Sıcaklık artıyor, klima satışları artıyor, bakkallar kapanıyor, alışveriş merkezleri çoğalıyor, hidroelektrik santraller çoğalıyor, dolayısıyla sular, dereler, nehirler azalıyor; otoyollar çoğalıyor, denizler uzaklaşıyor, binalar yükseldikçe yükseliyor. Sıcaklar arttıkça artıyor,

 

Yeter artık, Deniz bitti, bitiyor!

 

 

 

 

Yorumlar  

 
-1 #4 A.NURGÜN DEMİRBULAK 2010-08-24 11:21 YÜREKTEN,KÜTÜKT EN BİR İZMİRLİ,MESLEĞİ NE AŞIK,ANCAK ÜLKESİNDE ÇOK İHTİYAÇ OLMASINA RAĞMEN,DEĞERLER İ BİLİNMEYEN BİR ŞEHİR VE BÖLGE PLANCISI OLARAK,İÇİM KAN AĞLADI GENE BU SABAH.SADECE İZMİRİMİN DEĞİL,DÜNYADA BELKİDE TÜM ÖZELLİKLERİYLE TEK OLAN YURDUMUN YOK OLUŞUNA İNSAN MİKROBUNUN SEBEP OLMASINI,HER GEÇEN GÜN SADECE İZLEYİP,HİÇ BİR ŞEY YAPAMAMANIN ACISINI,SİZ AYNI BEYİNLERLE PAYLAŞIYORUM.UMARIM EN KISA ZAMANDA KURTULUŞ HİROŞİMASINI GERÇEKLEŞTİREBİ LİRİZ.SAĞLIK VE SEVGİYLE. Alıntı
 
 
0 #3 Ünsal Altunbaş 2010-08-22 05:53 Sayın Okurlar,
Az önce yazdıklarım, bazı yazın hataları içeriyor."Gönder"e bastıktan sonra ayıldım.Yeni günün ilk saatleri (5.30)olduğunu ,düşünsel yorgunluğun sonrasında anladım.Önce Bülent Turan dostuma teşekkür eder…sonrada yazın hatalarımın bağışlanmasını dilerim.
Ü.A.
Alıntı
 
 
0 #2 Ünsal Altunbaş 2010-08-22 05:42 "Don lastiğinden yaptığı sapanla kuş avlayan çocuk" öyküsünü daha sonra anlatırım…buradan olmaz…
Kendimi zaman zaman o cocuğa benzetiyordum,d ar bir alana sıkışıp kalmış olmakla suçluyordum kendimi…
"Tecavüze Uğrayan Bilincimiz" mi ? Yoksa"Bilincimize Tecavüz Ediliyor" mu? demeli…
Günlük yaşamın hay-ı huy ları arasında,farkın daolsakda dilimizin,elimi zin,kalemimizin tutulduğunu,bu yazıyla farkediveriyoru z birden.
Sevgili Bülent Turan,perdeyi kaldırıveriyor üstümüzden,önüm üzden…Görüveri yoruz birden…evet "Toplumsal Bilinç"imize tecavüz edilmiş.Ne demeli?…Ne yapmalı ?
Don lastiğinden yapılmış sapanla kuş avlayan bir sürü insan olduğunu anlıyorum.Canım daha bi sıkılıyor.
Ünsal
Alıntı
 
 
0 #1 serap 2010-08-21 19:29 Bu düzen, gölgesini bile satamadığı ağacı keser…özeti bu ve çok acıklı…yazıyı çok beğendim…sevgiler Alıntı
 

Yorum ekle


 http://izmir.net.tr/images/stories/kbrs.jpg  

Üye Girişi

Anket

Körfez vapuruna ne ad konmalı?
 

E-Bülten

İzmir Gazete E-Bülten abonelik

Şu An..

Şu anda 12 ziyaretçi çevrimiçi

Share/Save/Bookmark