İzmir Gazetesi

Çevre

Karadeniz petrole bulanmasın

E-posta Yazdır PDF
 

Petrole bulanmış 9 Greenpeace gönüllüsü, Karadeniz’deki tehlikeli petrol arama çalışmalarına1 dikkat çekmek ve 10/10/2010’da gerçekleşecek İklim Değişikliğine Karşı Küresel Eyleme çağrı yapmak için Karadeniz Sahili’ndeydi.

Greenpeace Gençlik Ekibi gönüllüleri, iklim krizinin en büyük sorumlularından petrolün üretim ve tüketimine dikkat çekmek için Kilyos sahilinde üzerlerine petrol benzeri organik bir sıvı sürerek, 10/10/10’da saat 15.00’te Taksim’de düzenlenecek olan iklim yürüyüşüne çağrı yaptılar. Ellerinde “Karadeniz, Meksika Körfezi Olmasın” yazılı dövizler bulunan gençler, petrol aramalarının durdurulması için mesajlar verdi.

Greenpeace sözcüsü Emel Türker “Biz, güvenli, petrole olan bağımlılığından kurtulmuş bir Türkiye’ye inanıyoruz. Oysa dev petrol şirketlerinin çevresel güvenlik için fazladan para harcamaktan kaçındıkları ortada. BP felaketi bunun bir örneğiydi. Karadeniz’de de arama yapan şirketlerden ciddi bir güvenlik önlemi beklenmiyor. Petrol bulsunlar da, sonuçları ne olursa olsun anlayışı hakim. Karadeniz’in Meksika Körfezi’nin kaderini paylaşmasını önlemek istiyoruz” dedi.

Meksika Körfezi’nde yaşanan büyük petrol felaketinin ardından petrole teşvik vermenin hem ekosistemler, hem de insanlar için zararları bir kez daha gözler önüne serildi. Karadeniz’de devam eden petrol arama çalışmalarının bölgede de aynı sorunlara yol açacağından kaygı duyan Greenpeace Gençlik Ekibi, Enerji [D]evrimi’ne katılmak için herkesi greenpeace.org.tr sitesi üzerinden internet eylemine çağırıyor.

Greenpeace, tüm dünyada eş zamanlı yapılan eylemler doğrultusunda 10 Ekim 2010 Pazar günü saat 15:00’te Galatasaray Lisesi önünden başlayacak olan etkinliğe destek veriyor.

Greenpeace internet eylemine katılmak için:

http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/enerji-devrimi-simdi

10/10/10 eylemleri hakkında ayrıntılı bilgi için:

http://www.350hemensimdi.org/


1 Karadeniz’de şu an Sinop açıklarında ExxonMobil, Petrobras ve TPAO ortaklığında bir platform arama yapıyor. 2011 yılında ExxonMobil’e ait bir platformun daha gelmesi bekleniyor. Geçen hafta TPAO Chevron ile iki kuyu için daha anlaşma yaptı. Geçmişleri kazalar ve güvenlik açıklarıyla dolu olan bu şirketlere yönelik net güvenlik kriterleri de getirilmiyor.

 

 

 

Okaliptuslara yazık oldu!

E-posta Yazdır PDF

 

İzmir Kuş Cenneti'nde mevcut olan binlerce Okaliptus ağacı, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nce kesilerek yok edildi.

 

Uygulamanın koruma kurulu kararına dayanılarak yapıldığı bildirilen belediye haber servisinde, bu konuda Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi bölümünden talep geldiği ve koruma kurulunun bu öneriyi kabul ederek ağaçların kesimine izin verdiği belirtildi.

 

Biz de bu konuda bilimsel anlamda en üst ve en güvenilir merci olan aynı Üniversitenin Çevre Merkezi Müdürü, peyzaj mimarı Prof. Dr. Ümit Erdem'e; Okaliptus ağaçlarının iddia edildiği gibi 250 ton su çekip çekmediği ve doğaya zararlı olup olmadığını sorduk.

 

 

 

 

Sayın Ümit Erdem'in bu konudaki açıklaması şöyle:

Sayın Bülent Hoca,

     Hazırlamış olduğum ayrıntılı bir bölüm daha vardı, onu aradım ama bulamadım, bu yüzden geciktim. Bu konuya eğilmen dolayısıyla ayrıca teşekkür ediyorum. Bulduğum zaman öbür bölümü göndererek ökaliptusu işlemeye devam ederiz. Ama sanıyorum bu gönderdiklerimde ne denli yanlış düşünceler olduğunu göstermektedir. Ökaliptus marjinal bir bitkidir, dolayısıyla marjinal alanlarda kullanılabilir. Karşıyaka’ya giderken sağ tarafta Deniz İkmal Komutanlığı’nın üstündeki kayalar, Karabağlar’a giderken Yeşildere orta refüjündeki kurak toprak parçasındaki Ökaliptuslar bunu kanıtlamaktadır, herşeyden önce su döngüsünün bir numaralı bitkisidir. Çünkü şekilde de göreceğiniz gibi önemli bir transpirasyon (terleme) elemanıdır. Ökaliptus yanlış yerlere dikilirse her bitki gibi kökleri aracılığıyla bazı zararlara neden olabilir. Ama, Datça kumsal dokularında görülebileceği gibi kum alanlarda bile Ökaliptus yetiştirilebilmektedir. 250 ton yılda su harcar demek kadar bilimsellikten uzak, ökaliptus düşmanlığı olamaz. Öyle bir şey olsa ortalık Obez Ökaliptuslardan geçilmez. Kaldı ki, Ökaliptuslar , ergenlik çağına kadar suyu çok kullanırlar, bu 18-20 yaşları arasındadır. Daha sonra ise, atmosferle olan ilişkisine bağlı olarak, iklim koşullarına bağlı olarak su döngüsüne katkısını hesaplayarak su alımını hemen hemen en aza indirir. Bu yüzden hep söylediğim gibi, belediyelerin yaptığı eşek traşı uygulaması bitkinin yeniden gelişmeye yönelmesi nedeniyle yeniden su alımına teşvik etmekten başka bir işe yaramaz. Eğer Ökaliptus bitkimiz olmasa o bembeyaz kağıtları kullanabilme olanağımızda yok olur. Mopak o yüzden, Ökaliptus üretimini teşvik etmektedir. Selüloz yapısı o kadar pırıl pırıldır. Ayrıca çocukluğumuzdan bu yana Ökaliptus hapları, şekerleri ve bugün için değişik ağrılara iyi geldiği belirtilen jeller, banyo losyonları, bugün güncel duruma gelmiş Ökaliptus katkılı maddelerdir. Astım hastaları için ökaliptusun ferahlatıcı etkisi söylenmektedir. Dikkat edin bütün kuşlar, eğer ökaliptus varsa daha çok o ağaçlarda toplanırlar. Bu durum ise Kuş Cenneti’nde yapılan olayın yanlışlığına ayrı bir göstergedir. Biz uzmanlık alanımız olmadığı için kimsenin kuşu hakkında fikir yürütmüyoruz, kimse de uzmanlık alanı olmayan, yıllarca Bitki materyali üzerinde çalışan insanların ökaliptuslarına sormadan karışmamalı! Unutulmamalıdır ki, şu anda cehennem ateşi gibi yanmakta olan dünyamızda ökaliptuslar ele alınması zorunlu olan, ayrı birer kurtarıcıdır. 

     Prof. Dr. Ümit ERDEM

 

 

 

KAHRAMANLARI BEKLERKEN

E-posta Yazdır PDF

 

Nur DOLAY, 

Ohrid

----- 

 

Deniz Koşar ve Barış Duman’la sabah Rize’de buluşuyoruz. Çayeli’nden bir taksi tutup, Senoz vadisini izleyerek yukarı çıkıyoruz. Yol boyu iş makinaları  habire dağı oyuyorlar, molozlar derenin sularını dolduruyor,  dev borular döşenmek üzere yığılmış, bekliyor.   

 Kaptanpaşa‘da bir köy evinde mola veriyoruz. Kestane ağacından yapılmış eski evin ortasında odun sobası yanıyor. Üzerinde su güğümleri ve bir çaydanlık.  Mısır ekmeği, peynir, bal ve kaymakla sofra kuruluyor. Muhlamaya ekmeklerimizi banarak afiyetle yiyoruz.  

Biz çaylarımızı yudumlarken evin sahibi Muhammet geliyor. Onun güçlü arazi arabasıyla daha da yukarılara çıkacağız. HES’ler için özel olarak açılan bir toprak yolda yarım saat ilerledikten sonra yoğun bir sis tabakasının içine giriyoruz. Arabanın burnunu göremez haldeyiz. Yol tam S şeklinde keskin virajlarla yılan gibi kıvrım kıvrım yükselmeye devam ediyor. Muhammet devamlı soldan, uçurum tarafına yaklaşarak sürüyor aracı. Dağ tarafına fazla yaklaşarak gidersek taşların kayaların tepemize düşme tehlikesi var çünkü. Yeni açılmış toprak yolun neredeyse yarısı şimdiden düşen kaya parçaları, dağdan inen taş tokaçla kapanmış durumda. Ama sol tarafımız da fazla sağlam değil.  Her an yolla birlikte aşağı kaymak var.  Haydi ben risk almaya alışkınım, ama arkamdaki üç gencecik insanı ne diye sürükledim buralara. Melissa, Deniz ve Barış kamyonetin arka koltuğunda sesizce oturuyorlar.  Hiç bir şey göremeden, çaresiz ve gergin, artık anlamsızlaşan yolculuğun sonunu bekleyerek.  Bu sis özel olarak mı sipariş edilmiş ne? Sanki şirket yaptığı pislikleri saklamak için sis bombası attırmış. Ama Muhammet her virajı ezberlemiş gibi. Aarasıra parmağıyla sislerin içini göstererek sessziliği bozuyor:   

‘’İşte şurada da bir tünel ağzı var’’.  

Dikkatle bakınca hayal meyal borular seçilebiliyor. Ve nihayet bir düzlükten sonra iniş  yoluna giriyoruz. Kıvrımlarda dönmek için uçurumun dibine kadar yaklaşıp aşağı kaymadan dönüp bir alttaki kata geçebilmek…   Şoförümüze güvenmekten başka yapacak şey yok.  

Sislerin içinden kurtulduktan sonra virajların birinde iki üç işçi görüyoruz. Yere toprak torbalarda fideleri sıralamışlar.  Mahkeme dağı delik deşen eden şirketlere yeniden ağaçlandırma yapma cezası vermiş. Ama herkes biliyor ki fideler büyük ölçüde göstermelik. Birazı dikildikten sonra yasak savılmış olur ve başka işlere bakılır.  Zaten delik deşik edilen, altı üstüne getirilen dağların neresi nasıl düzeltilebilir ki. 

‘’Daha önce de sahile yaptıkları otoyol için epeyce kestiler buraları’’ diyor Muhammet. ‘’Kayaları koparıp koparıp denize doldurdular’’.   

Muhammet köylülere de öfke dolu. Pek çoğunun hem şikayet ettiğini, hem de elektrik direkleri için şirketlere küçük küçük yerler sattığını söylüyor.    

Gergin iki saatlik yolculuğu tamamlamak üzereyiz. Aşağıda Muhammet’in evi göründü. Ama sevinemiyor Muhammet. Yakında evi boşaltması gerekibilir çünkü. Karadeniz’in hassas zemini buldozerlerin, kepçelerin toprağı altüst etmesine dayanamayarak kayıyor. Evler kayıyor, oturulamaz hale geliyor. Kimin umurunda?  Evi kayan kişi uğraşsın dursun mahkemelerde. 

Bazı avukatlar uğraşıyorlar mahkemelerde. Evler için olmasa da evlerin oturduğu  toprak için. Tek başlarına. Pazar’lı sinema işletmecileri gibi. Onlar da yörenin kültürünü korumak için tek başlarına mücadele veriyorlar.  Doğanın yokolup gitmesine engel olmak için dava üstüne dava açıyorlar HES inşaatlarına. Avukat Yakup Okumuşoğlu mahkeme salonunda kendisini destekleyecek dava arkadaşlarını arıyor arkasında. Ama etrafı boş.. Internete takılı kalmış diğerleri. Klavyelerinden kopamamışlar.  Karşı tarafın kalabalığı avukatın yalnızlığına bakarak gülüyor alaylı alaylı.  ‘’Kuru gürültüymüşünüz’’ dercesine.   

Ve Yakup Okumuşoğlu kendine rağmen kahraman oluyor. Internet militanlarının tuşlarından alkışlar geliyor onun yalnızlık çığlığına.  ‘’Sen dayan aslanım, biz arkandayız, yolun ne kadar çetin olursa o kadar haklısın demektir.’’

Şaka mı bu? Hayır, gerçek. Yapayalnız avukata cevap. 

‘’Lanet olsun kahramanlara gerek duyan topluma ! ’’. 

Bunu Galileo Galelei gerçekten söylemiş miydi yoksa Brecht aynı adlı oyununda kendisi mi söyletiyor ona. Mahkemede ‘’dünya yuvarlaktır’’ diye direnip ölüme gitmediği, kahraman olmadığı için kendisini eleştirenlere Galile gerçekten böyle mi cevap vermişti?  

Ya da Nasrettin Hoca Timur’a köy halkının artık onun filini besleyemeyeceğini söylemeye gittiğinde, arkasında birden kimsenin kalmadığını, Timur’un karşısında yapayalnız bırakıldığını görünce ne demiş?  Köy halkının filden çok hoşnut olduğunu, ama tek başına canı sıkılan fil için Timur’dan ikinci bir fil istediklerini söylemiş midir gerçekten?   

Sanırım mahkemede Yakup Okumuşoğlu yapılan HES’lerin yetmediğini, Karadenizli’lerin daha çok HES istediklerini söylememiştir. Klavyeden onu destekleyenlere, basına demeçler patlatanlara belki teşekkür bile etmiştir.   

Merak etme Yakup Okumuş, mahkemede yanında kimse yoktuysa da en azından Orhan Veli mutlaka vardı. ‘’Neler yapmadık şu vatan için?’ diyordu, ‘’Kimimiz öldük, kimimiz nutuk çektik’’. Ve kimimiz de kahraman bekliyoruz. 

                                                                                  Ohrid 28 Haziran 2010
 

ABANT TABİAT PARKI’NDA ÇEVRE KATLİAMI

E-posta Yazdır PDF
        Mehmet TUNÇER

KORDER : Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği Üyesi

 

 

13.04.2010


2001 – 2002 yılları arasında hazırlanan 1/10 000 ölçekli “Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı” Koruma plancısı, orman mühendisi, biyolog (flora ve fauna uzmanları), jeoloji mühendisi, peyzaj mimarı, mimarlardan oluşan bir Ekip ile hazırlanmıştır. Bu çalışmada Proje Yöneticisi olarak görev yapmıştım.


Abant Gölü Tabiat Parkı arazi kullanım kararlarının belirlenmesinde, jeolojik ve jeomorfolojik sınırlayıcılar, biyolojik sınırlayıcılar önemli doğal eşiklerdir. Planlamada başlıca hedef; Abant Tabiat Parkı’nda koruma-kullanma dengesinin sağlanarak, göl ve orman ekosisteminin korunması, geliştirilmesi ve bu önemli doğa parçasının gelecek nesillere aktarılmasıdır.


Plan’ın hedefleri arasında; ekosistemlerin devamlılığını sağlayacak şekilde doğal hayat habitatlarının korunması, Göl kenarındaki turbalaşmanın önlenmesi, yaylalardaki düzensiz ve kaçak yapılaşmanın önlenmesi, günübirlik kullanımların denetim altına alınması, çevre kirliliğinin önlenmesi, doğal yaşam ile Tabiat Parkı’ndan faydalanan insanları koruma-kullanma dengesi içinde uyumlu hale getirecek araçların geliştirilmesi, Tabiat Parkı sınırları içinde kirlilik ve gürültü oluşturan araç trafiğinin önlenmesi, otlatma faaliyetlerinin kısıtlanması bulunmaktadır.


ANCAK 2 YILI AŞKIN BİR SÜREDE HAZIRLANAN BU PLAN BİR KENARA BIRAKILMIŞTIR


Abant Tabiat Parkı sadece ülkemizin değil, bölgemizin hatta dünyamızın en önemli Doğal ve Kültür hazinelerinden birisidir. Ancak ne yazıkki gelecek kuşaklarımıza koruyup geliştirerek, devretmek zorunda olduğumuz bu değerimiz hem de bir Kamu Kuruluşu tarafından, hızla yok edilmektedir.

Oysa Abant, hakkında 2 kez yasa çıkarılan ender tabiat harikalarımızdan birisidir. Çünkü, 12000 dönüm genişliğindeki bu doğa hazinesinde, 55 tanesi endemik (bu bölgeye özgü) 664 bitki türü ile 15 tanesi endemik 558 adet hayvan türü, özetle 70 tanesi endemik olmak üzere toplam 1222 adet canlı türü barınmaktadır.

Ne yazık ki, ülkemizin turizm açısından da en önemli alanlarının başında gelen Abant Tabiat Parkı’nın yönetimi Temmuz 2009 tarihinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce Bolu İl Özel İdaresine devredilmiştir.

Kadrosunda, ormancı Teknik Eleman bulunmayan bu kuruluş, Korunan Alanlar Yönetim ilkelerine, Anayasa, Yasalar ve altına ulus olarak imza attığımız Uluslararası tüm Sözleşmelere aykırı biçimde, üstelik akıl, mantık ve estetikle bağdaşmayan yatırım faaliyetlerine başlayarak, parkın tüm güzelliği ve doğal kaynak değerleri yok edilmiş, halen bu yıkım tüm hızı ile sürmektedir.


Abant’ta uygulanacak plansız yatırımlar için giriş kapısında Valilikçe dikilen, yatırımları gösterir kroki tabelası. Yeni yapılacak yollar farklı renklerde gösterilmiştir. Halbuki, korunan Alanlarda Master Plan izin vermediği için yeni yol yapılamaz. Ancak Valiliğin yapmayı düşündüğü yolların güzergahlarını belirleyen kazıklar çakılmış durumdadır.

Gölün her tarafında artan su seviyesi ile birlikte göl çevresindeki piknik alanları, ağaçlar ve yollar sular altında kaldı. Gölde artan su seviye ile birlikte göl kenarındaki ağaçlar su içinde kaldı. Gölün etrafında yol seviyesi yükselince, yolun dışında yeni küçük gölcükler oluşarak buradaki ağaçlar ve ormanlık alanlar su altında kaldı. İğne yapraklı ağaçlarda (özellikle çamlarda) kök boğazı, su veya toprak ile doldurulduğunda, kök havalanması yapılamayacağı için ağaçların hayatiyeti ciddi tehdit altındadır.



  • Buradaki ağaçların kurtarılabilmesi için, su seviyesinin düşürülmesi, ağaç köklerindeki suyun boşaltılması ve yeniden kök havalanmasının sağlanmasının gerekliliği hatırlatıldı…

  • Aksi takdirde ağaçların hayatinin ciddi tehdit altında olduğu belirtildi.


 


  • Yer yer neredeyse bir otoban genişliğinde yapılan yeni Abant Tabiat Parkı yolundan sonra, erozyona açık çıplak yamaçlar ve tahrip edilmiş bir kıyı ekosistemi kaldı.


  • Doğadaki yuvarlak ve yumuşak çizgilere inat, erozyonu tetikleyen sert ve dik yamaçlar oluşturulmuştur.



Su seviyesi halen (7Nisan2010)140cm fazladır.



Tüm uyarılar ve tepkilere karşın endemiklerin son sığınağı doğal çayır ve meraların tahribine devam ediliyor

Ağır iş makineleri hafta sonu tatilinde!



 

Devletin yaptığı plansız ve izinsiz yeni yoldaki ağaç katliamına herkes isyan ediyor.


İzinsiz ve plansız yol inşaatlarının neden olduğu orman tahribatı


 

Arkasına da yaz!

E-posta Yazdır PDF

Bülent TURAN yazısı

Bir zamanlar “parşömen kağıdı”, daha sonra “mektup kağıdı” olarak adlandırdığımız ancak günümüzde kısaca “A4” kağıt denilen yazı kağıtları, gündelik yaşantımızda en çok tükettiğimiz maddeler arasında.

İlkokul öğretmenimiz, “arkasına da yazın” derdi.

“Kağıdın sadece ön yüzüne yazıp, arkasını boş bırakmayın; yazınızı aynı kağıdın arka yüzüne de devam ettirin” derdi rahmetli öğretmenim.

Çünkü o günlerde, “tasarruf” bizlere öğretilen en önde gelen değerlerden biriydi.

Har vurup harman savurmak, ayıplanırdı. Müsriflik, asla hoş görülmezdi. Hatta iyi marka pahalı bir araba sahibi olmak bile, gösteriş sayılırdı. Bunu yapanlara “görgüsüz, sonradan görme” gözüyle bakılırdı.

Günümüze gelince, her şey ters yüz oldu. Önceden itibar edilen değerler, şimdi ayıplanıyor. Önceden ayıplanan değerler, şimdi baş tacı ediliyor. Tüketim çılgınlığı, bizi nerelere götürüyor tahmin edemiyorum. İyice edilgen olduk.

Günümüzde pahalı bir araba sahibi olmak, her yerde teşvik ediliyor. Parası olan en pahalısını alıyor, parası olmayan ise taksitle, borçla, krediyle gelecek 4-5 yılını peşinen borçlandırıyor.

Oluyor da, ne oluyor?

Hayatında hiç dağa çıkmayan kişilerin altında koca koca motorları olan, kapkara canavar dev böceklere benzeyen “4x4” diye adlandırılan, daha da ucuzuna SUV denilen kaba saba arabalar asfalt şehir içi yollarda, kapalı garajlarda kullanılıp, kişilerin itibar seviyesinin göstergesi olarak kabul ediliyor. Telefon çılgınlığı da başka bir yazı konusu.

Araba fetişizmini bir yana bırakıp, biz yine “arkasına yazmaya” dönelim:

Ofislerde, şirketlerde, resmi kurumlarda, belediyelerde, okullarda en çok tüketilen madde, A4 kağıdı.

Atıp tutarak, kabaca bir hesap yapalım:

Diyelim ki, 3.500.000 kişinin yaşadığı İZMİR'de yüze biri olarak, 35 bin kurum, şirket ya da ofis, haftada bir paket (100 adetlik) A4 kağıdı tüketiyor olsun. Yıla denkleştirilirse toplam harcama olarak 1.820.000 paket kağıt yapar.

Hep birlikte, “ARKASINA DA YAZ” kampanyası başlatır da, sadece A4 kağıtların arkasına da yazarak, yılda ortalama 1.000.000 paket tasarruf edilir. Bunun parasal değeri, 5 milyon Türk Lirası'na denk gelir.

Beş milyon TL ile, EGE ORMAN VAKFI, TEMA ya da ÇEKÜL VAKFI gibi fidan dikerek orman yaratan vakıflara bu parayı aktarırsak, her yıl (bir fidan dikim ve bakımı için 5 TL diye düşünsek) 1.000.000 metrekare ağaçsız alan ormana dönüşür.

Ayrı bir kazancımız ise, “ARKASINA DA YAZ” kampanyası ile her yıl tasarruf ettiğimiz bir milyon paket kağıt için kesilen ağaçlar da kurtulmuş olacak.

Bir koyundan iki post çıkarmış olacağız.

Ben arkasına da yazmaya devam ediyorum ve sizleri de bu kampanyaya davet ediyorum.

 

 

 


 

12 Haziran 2010

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 - 2
 http://izmir.net.tr/images/stories/kbrs.jpg  

Üye Girişi

Anket

Körfez vapuruna ne ad konmalı?
 

E-Bülten

İzmir Gazete E-Bülten abonelik

Şu An..

Şu anda 17 ziyaretçi çevrimiçi