Uzunca bir süredir yazıp çiziyorum.
"Çizmek" benim asıl işim. "Mimar ve Kentsel Tasarım Uzmanı" olarak avam deyimiyle, "çizim" yaparak para kazanıyorum. "Restorasyon ve korumacılık" konusunda da hatırı sayılır bir mesleki ve sivil toplum birikimim var.
"Yazmak" konusuna gelince, ben yazarak para harcıyorum.
Çizerek kazanıp, yazarak harcıyorum.
Kamuoyuna, toplum bireylerine ulaştırmak istediğim, kentle ve kent gündemiyle ilgili görüşlerimi "yazarak" gazetecilikle iletiyorum.
Bir kısım "taraflı" medyanın yaptığı gibi, belediyelerden gelen ilan reklam paralarıyla çıkmıyor bu gazete. "Parayı veren düdüğü çalar" bir atasözü olarak akıllarımıza yerleşmiştir. Bir kısım medyada olamayan genel ve yerel yönetimlere ilişkin en bağımsız tespit, eleştiri ve öneriler, bu gazetede cesurca yer alabiliyor.
Elbette bu kadar özgür eleştiri ve yorumların yer aldığı gazetede yazı yazanlar da, geçmişlerinde gazetelerinden ya ayrılmak zorunda kalmışlar ya da yazdıkları yazılar nedeniyle yargıda hesap vermişlerdir. Düzene uyum gösteren cemiyet ve odalarla araları pek de iyi sayılmaz.
"Yazıp - çizmek" benim işim olduğuna ve birinden alıp öbürüne verdiğime göre; bu işin böyle sürüp gitmesi yerine, daha radikal bir karar alma yolundayım. Gündeme ilişkin önerilerimi gerçekleştirmek, kentsel projelerimi uygulamaya geçirebilmek için "karar mekanizmalarının içinde olmalıyım" diye düşünüyorum.
19 Haziran 2011'de yapılacak olası genel seçimlerde sistemin en etkin karar mekanizması olan TBMM'ne girmek amacıyla aday olmayı düşünüyorum. Mesleki ve sivil toplum birikimimi değerlendirerek daha geniş ve üst ölçekte katkı koymak zamanı geldi sanıyorum.
Bu kararımı alkışlarla karşılayacak olanlar olduğu gibi, aksi yönde tepkide bulunanlar da olacaktır.
Bir ulusal gazetenin genel yayın yönetmeni geçenlerde şunu demiş: "Biz her partiye eşit uzaklıktayız ve hep muhalifiz".
Bu görüşe katılmıyorum.
"Her partiye eşit uzaklıkta olmak" diye bir tutum, günümüz gerçekleriyle asla örtüşmüyor. O gazetenin de hangi partiye çok yakın olduğu da çok açık olarak ortada zaten.
"Hep muhalif olmak" da gerçekçi bir tutum değil. Yalnızca "muhalif olmak için" gazete çıkarıyorsanız, topluma söyleyecek özgün fikirleriniz projeleriniz yok demektir.
"Muhalif" olunabilir ama nasıl?
Gündeme ilişkin eleştirinizi koyarsınız, farklı yönlerini topluma yansıtırsınız ve o gündeme ilişkin öneri ve projelerinizi de açıklarsınız.
Görüşü, projesi olmayan bir yazar çizerin "muhalif olmayı" bir madalya olarak taşıması ne kadar ağır bir yük, değil mi?
Bu dünyada, bu ülkede "muhalif" olmaya da gerek var, ancak yazdıklarınla çizdiklerinle yani ortaya koyduklarınla, topluma bir şeyler katabiliyorsan, farklı görüş açıları oluşturabiliyorsan, insanlara soru sordurabiliyor ve insanlara ufuklarını açacak projeler sunabiliyorsan, "muhalif olmayı" da hak edersin, "projelerini uygulama hakkını" da elde etmeyi hak edersin.
"Yapıcı" muhalif olmaktan, "uygulamacı" projeciliğe geçiş için zaman azaldı.
Önümüzde yedi aylık bir süreç var.
Hemşehricilik şovenizmi yaparak meclise gitmeye kalkışacaklar dün olduğu gibi yarın da olacaktır. Kentsel projelerle, sivil toplum deneyimiyle, yazarlık bilinciyle bu kişilerin karşısına çıkacağım.
Güvendiğim nokta;
"Kuvvet tektir ve milletindir!"






