Ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir Temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman Rosinant’ı.
Bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot’um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.
Haklısın, elbette senin Dülsinya’ndır en güzel kadını
yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
Fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve Dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
(Nazım HİKMET)
Dojn Kişot’luk (Kihote), hiciv sanatının yalın bir şeklidir. Aslında bir fabl dizisine doğru gidiyor bu köşenin yazıları. Atasözlerimiz, güncel politik gelişmeleri izlediğimizde, öncesinde karmaşık gelen pek çok gelişmeyi gözlerimizin önüne net bir şekilde sermiyor mu?
Haydi gelin, aşağıda bazılarını tek tek bunları okuyup, hayal gücümüzü çalıştıralım, güncel politik gelişmelerle bağlantılarını aklımızda kurmaya çalışalım:
”Keçinin uyuzu, çeşmenin gözünden su içer”
”Tilki, tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider.”
”Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.”
”Eşeğin kuyruğuna kalabalıkta kesme; kimi uzun der,
kimi kısa.”
”Eşek hoşaftan ne anlar”
”Yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter.”
”Kedinin kabahatini önüne koyarlar.”
”Horozu çok olan köyde sabah geç olur.”
”Erken öten horozu keserler”
”Deveye bindikten sonra çalı ardına gizlenilmez.
”Koyun can derdinde, kasap et derdinde.”...





