Televizyondaki reklam filminde kadın “ çekipduru!” diye tiz perdeden ege şivesinin vargücü ile ünlerken, aklımdan hep “ya, bu kadının anası karadenizli olsa idi?” sorusu geçmiştir. O zaman kadın: “çekiyi” diye seslenecekti. Daha doğrusu yurdumun hangi köşesine gitseniz telefonun kapsama alanında olup olmadığını değişik şivelerde duyacaksınız.
Sadece telefon konusumu?
Tabi ki hayır! Her konu yörenin şivesinde konuşulacaktır.
Her yörenin insanı kendi dilini anasından öğrendiği gibi konuşur.
Açın akşam televizyonların ana haber bültenlerini her enkırmen anasından öğrendiği gibi konuşur.
İsim önemli değil (amacımız eleştirmek değil, vurgulamak) yılların çok ödüllü enkırmeni “olmucak” der! Halbuki doğrusu “olmayacak” tır. Hatalı konuşmamıdır?
Asla değil!
Anacığından öyle öğrenmiştir.
Geçenlerde Antalya'nın ünlü Uncalı (uncu Ali) caddesindeki trafik lambalarında araç trafiğine kırmızı yani dur yandığı için bekliyoruz. Bekleyen araçlar akşam eve dönüş trafiği nedeni ile uzunca kuyruk oluşturmuşlardı. Neyse bir süre sonra yeşil (geç) yandı ve herkes ağır ağır yerinden kımıldamaya başladı. O arada yayalara doğal olarak kırmızı yani dur yanıyordu. Kaldırımın kenarına gelen ana – oğul caddeye indiler ve kendilerine dur ikazında bulunan kırmızı ışıklı trafik lambasına aldırış etmeden hareket halindeki trafiğin arasından karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorlardı. Tabi bu durum hem kendileri, hemde trafikteki araç sürücüleri için büyük tehlike oluşturuyordu. Bir ara anne çocuğunu yolun ortasında bıraktığı gibi koşarak kaldırıma çıktı. Erkek çocuk bir yandan, anasına yetişme telaşı, beri yandan üzerine gelen araçlardan korunma amacı ile korkudan olduğu yere çakılıp kalmıştı. Bir ara bir araç duracak kadar yavaşladı ve sürücü eli ile geç işareti yapınca, çocuk kaldırıma doğru seğirtti. Anasının umurunda bile değil, ardına bakmadan yürüyordu.
Neyse çocuk anasına yetişti ve sanki hiçbir şey olmamış gibi anasının yanından kaygısızca yürümeye devam etti.
İşte bu sahne; “olmucak ile olmayacak” arasındaki farkı anlatır.
Çocuk, herşeyi; ana demeyi, baba, dede, su, mama... demeyi ve hayata dair herşeyin ilk'ini anasından öğrenir ve öğrendiği herşey ilk öğrendiği gibi kalır.
Hikayemizdeki çocuk yetişkin olup, ehliyet alıp, araç sürmeye başladığında kırmızı ışıkta beklermi?
Asla beklemez!
Çünkü, anası beklememiştir.
Toplumun ana dümeni, yani yön vericisi analardır.
Yani kadınlar!
İşte bu yüzden kızlarımızı mutlaka okula göndermeliyiz. Kızlar okumazsa yuvayı yapacak kuş yetişmez.
Belki yetişir.
O zaman da anadilimiz yılık olur.
Kadınları aydın ve eğitimli olan toplumların gelecekleri de aydınlık olur.
Haydi bütün kızlarımızı mutlaka okula gönderelim.
Kadınları eğitilmemiş toplumlar köle olmaya mahkumdur.
Kalın sağlıcakla.
Melih Üstkanat
Antalya da yaşayan bildiğiniz adam işte!







Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.