Zeynep Ceren Eren, İzmirli, ODTU Sosyoloji mezunu ve ODTÜ'de Medya ve Kültürel Calışmalar programında yüksek lisans yaptı, "Romanlar"la ilgili çalışıyor.
İzmir’in Romanları
İzmir Büyükkent Bütününde Romanlar çalışması Dokuz Eylül Üniversitesi öncülüğünde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Roman mahallerinin muhtarlarının ve İzmir Roman Kültürü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin de desteğini alarak İzmir’de Romanlar üzerine yapılmış ilk geniş çaplı çalışma olarak nitelendirilebilir. (Suat Kolukırık’ın çalışmaları yanında*) Romanların yoğunlukta oturdukları mahallerde anket çalışmasına dayanarak elde edilen istatistik veriler Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyeleri ve araştırma görevlileri tarafından yorumlanmış. Anket soruları, üniversite üyelerinin yanı sıra bir belediye meclis üyesi, muhtarlar ve de İzmir Roman Kültürü Yardımlaşma ve Dayanışma dernek başkanının ortak katılımı ile hazırlanmış. Anket yapılacak mahalleler ve sokaklar muhtarlardan alınan ön bilgiler ile belirlenmiş. Oldukça uzun ve kapsamlı olan ankette İzmir Romanlarının demografik özellikleri, mahalle özellikleri ve sosyo-kültürel özellikleri kitapta söylendiği üzere, “istatistik amaçlı” toplanmış. (sayfa 2) Bu çalışma -doğal olarak- İzmir’de Romanlarla ilgili yapılan ilk geniş kapsamlı çalışma olmanın getirdiği problemler ve eksikliklerden muzdarip. Haklarında doğru düzgün bir demografik data bile olmayan, İzmir’in çoğunlukla şehrin içinde kalmış, çöküntü bölgeleri olarak da tanımlanabilecek ve tabi ki kentsel dönüşüm projelerinin gözbebeği olan mahallerinde yaşamlarını sürdüren Romanlar bu sefer de bu yakın tarihli çalışmayla gündeme geliyor. Tabi bu arada akla hemen bu kitapta sunulan Romanların, İzmir genelindeki Roman cemaatinin birebir bir profilini vermeyi mi amaçladığı geliyor: Kitapta bahsedilen gelir seviyesindeki artış nedeniyle mahalle değiştiren Roman aileler ya da kitapta sunulan belirli ve dar sosyo-ekonomik çerçeve dışında kalan İzmirli Romanlar, Büyük kent Bütününde Romanlar başlığı altında eksik kalıyor gibi görünüyor. Kitap boyunca anlatılan Romanların içinde yaşadıkları sosyo-ekonomik yapının çerçevelediği yoksulluk, dışlanmışlık, bazı yerlerde suçla olan ilişkileri ve “kurulması olası ilişkilerine” yapılan atıf, İzmirli Roman cemiyetini yansıtmaktan ziyade, bu koşulları deneyimleyen Romanların halini anlatıyor demek daha doğru olabilir. Romanlarla yapılan 253 anket üzerinden yorumlanan veriler, yaşam kalitesi, kamusal yaşama katılım ve örgütlenme, sosyal dışlanma, yoksulluk gibi çeşitli başlıklar altında ele alınıyor. Romanlarla yapılan anket çalışmasının yanı sıra, Roman olmayan üniversite öğrencilerine de -Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen öğrencilerin bu konu hakkında bir “Türkiye profili” vermesi düşüncesi ile- Romanların Roman olmayanlar tarafından nasıl algılandığını anlamaya yönelik anket yapılmış.
Anketlerin sonucunda ortaya çıkan tablo çok da şaşırtıcı değil aslında, Türkiye’nin bütün büyük şehirlerinde yoksulluk, sosyal, dışlanma, temel ihtiyaçlardan mahrum grupların deneyimlediği bir genel bir tablo. Aslında kitapta da bazı uzmanlar tarafından belirtildiği gibi, bu dezavantajlılık durumu “Roman vatandaşlarımızın” Romanlıklarıyla, Roman kimlikleriyle ya da Romanların bir etnik grup olarak karakterleriyle ilgili değil de, büyük ölçüde eğitimsizlikle, işsizlikle ve de yoksulluklarıyla ilişkilendiriliyor. Yani bu durum aslında başka bir durumdur, Romanlara özgü değil; tam tersine Romanları da kapsayan bir haldir deniyor. O zaman da kitabın omurgasının Romanlar olması çelişkili gözüküyor. İzmir kent bütününde Romanlar deyip, bu grubun yaşadığı kötü koşullara yapılan sürekli vurgu ve sonunda bu durumun Romanlara özgü olmadığının, Romanların Romanlığından kaynaklanmadığının söylenmesi, insanın aklına peki o zaman bu kitap neden Romanlar üzerine sorusunu getiriyor. Bir başka deyişle Romanların nasıl algılandığı ve akademik bir yayın olması sebebiyle kitabın ne tür bir sorunu kendine dert ettiği ve tartıştığı çok da açık değil. Buna ek olarak çözümlerin de çok şaşırtıcı olmadığını görüyoruz: “Her şeyin başı eğitim.” Örneğin, enformel sektörde çalışan vasıfsız Romanlara mesleki eğitim vermek ya da onların illegal aktiviteler yerine daha faydalı işler yapmayı seçmelerini sağlayacak bilince sahip olmalarına yardımcı olmak.
Romanlar mı Yoksulluk Mu?
Kitabın asıl sorusunun problemli olmasına dönersek, çalışmanın “konusu” olan Romanların İzmir’deki yaşayışları, mahalleleri hakkında tanımlayıcı bir bilgi verilse de, bunların araştırmacılar için ne gibi bir sorun oluşturduğu, nasıl kavramlar üzerinden yorumlanacağı çelişkili görünüyor. Örneğin kitabın başında belli belirsiz bahsedilen Romanların nasıl tanımlanması gerektiği sorusuna araştırma içinde çok da önem veriliyor gibi gözükmüyor. Editörün Notu olarak başta da belirtildiği gibi Romanların etnik bir grubu mu yoksa “bulunduğu ülkenin kültürel bir çeşitliliğini” mi oluşturdukları sorusu, birbirleriyle çeliştiğini düşündüren kimi ifadelerle çok da derinleşmeden işleniyor. Roman kültürünün/ kimliğinin bir yanda çeşitlilik gösteren, bulunduğu coğrafyaya, farklı Roman kollarına göre değişen bir yapısı olduğu belirtilirken, diğer yanda Romanlar tarafından sergilenen ortak davranışlar olduğundan bahsedilmekte, Romanların Hindistan’dan dünyaya dağılan yolculuklarını anlatan paragraf, “Bütün dünyaya yayılmış olan Romanların en azından kendilerine özgü davranışlarıyla ve konuşmalarıyla ayırt edildiği düşünülmektedir.” (sayfa 5) yargısıyla bitebiliyor. Yani bir yandan Roman kimliğine belli belirsiz değişmez öğeler atfedilirken, diğer yandan kimliğin değişen dönüşen yapısına dikkat çekiliyor. Ama bu iki argüman da çok derinleşmeden, Romanların koşullarının ne kadar kötü olduğunu anlatan makaleler arasında kaybolup gidiyor.
Her akademik çalışma gibi, bu çalışmanın da nasıl kurgulandığının, çalışmada yer alan değişik tarafların kendilerini nasıl sunduklarının, nerelerde kesiştiklerinin ve birbirlerini onayladıklarının ve bu onay halinin nerelerden beslendiğinin de çalışmanın kendisi kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bir akademik çalışmanın içeriğini ve kaygılarını anlamak için onun şekillendiği toplumsal çerçevenin anlaşılması da önem arz ediyor. Ve bu ikisi hiçbir zaman birbirinden bağımsız durmuyor. İzmir Büyükkent Bütününde Romanlar kitabı da bu çerçeve içerisinde incelenebilir: Makalelerde sunulan çözüm önerilerine, çözüm önerilerinden önce bakılan toplumsal halin, -Romanlar örneği- sorunlaştırılmasının ve algılanmasının kendini neler üzerinden kurduğuna bakıldığında, makalelerin kendilerini “Yerel Gündem 21”, “Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı Hükümleri”, “barış, hoşgörü, ve sürdürülebilir kalkınma gibi Avrupa ideolojisinin önemli kavramları” gibi bir dille kurdukları açıkça görülüyor. Böylesi bir Avrupa ideolojisi ve onun faydaları söylemi Romanlarla, daha doğrusu o sosyo-ekonomik gruba dahil olan Romanlarla, nerede kesişiyor peki? Kitabın diğer aktörleri de hatırlandığında, tablo biraz daha netlik kazanıyor sanki. Barış, hoşgörü ve kalkınmanın altını çizdiği Avrupa ideolojisi iddiası, Romanlar söz konusu olduğunda nasıl işlev görüyor? Bunu izlerini İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kentsel dönüşüm projeleri ve bu projelerin “kalkındıracağı” Roman mahallerinin dönüşümünde görebiliriz. Kitapta belli belirsiz yakalanan, eğer olur da şehir merkezinde sıkışmış bu bölgeler –ki bu bölgelerin sağlık sektörünün ve olası diğer ekonomik yatırımcıların iştahını kabarttığı (kibarca dikkatini çektiği) da söyleniyor arada- kentsel dönüşüm projeleri kapsamına alınır da, Romanlar mahallerini terk etmek zorunda kalırlarsa, zaten dezavantajlı olan bu grubun kendisini daha az “yalnız” ve “dışlanmış” hissettirilmesi gerektiği öğüdü de veriliyor. Böylelikle altı çizilen diğer öğeler, toplumsal barış ve hoşgörü de Avrupa standartlarında yakalanmış oluyor…
İzmir Büyükkent Bütününde Romanlar, birçok açıdan farklı eleştirilere açık bir metin. Ele aldığı konu kadar, ele alış biçimi ve önerileriyle de.
* Kolukirik, Suat, “The Social Life of Roma (Gypsies) in Izmir, Turkey in S.Salo and C Pronai (eds.) Ethnic Identities in Dynamic Perspective- Proceedings of the 2002 Annual Meeting of the Gypsy Lore Society, Budapest, Gondolat Publishers and the Ethnic and National Minority Studies Institute of the Hungarian Academy of Sciences






