
“ Ne güzel damlı evler,
Ne yıkılmaz duvarlar,
Ne de gemilerin sığındığı limanlardır
Bir şehri şehir yapan.
Şehri güçlü insanlar şehir yapar. “
Alkaios (İ.Ö.VI. yy)
Şehir, içinde yaşadığımız konutlar, sosyal, ekonomik, kültürel amaçlı kullandığımız yapılardan, park, bahçe, meydan, mahalle ve sokaklardan oluşur.
Şehirleşme; İnsanın doğayı ve çevreyi dönüştürme kültürünün bir ürünüdür. Kültürel bir çevre oluşturma mücadelesinin, geçmişten geleceğe uzanan aralıksız bir çabanın ürünüdür.
İnsana, doğa’ya, yaşama dair; bilim, ahlak, din, sanat, mimari sosyal ve kültürel çevre gibi alanlarda mücadelenin en yoğun sürdürüldüğü mekanlardır şehirler.
Her kültür kendi şehrini kurar, her şehrin kimliğini yansıtan bir yerel kültürü vardır.
Şehir yaşamında bütün fiziki yapılar, mekanlar insana hizmet vermek için yapılır. Şehirlerde, sosyal ve kültürel yönler öne çıktığı ölçüde insana hizmet verilir.
Şehir kültürü, köy kültürüne göre daha kurumsallaşmış, daha modernleşmiştir.
Şehir kültürü çoğulcudur, katılımcıdır. İnsani zenginliklerin, bölgesel ve kültürel farklılıkların bir arada yaşadığı yerlerdir.
Farklı düşünebilmek, inanmak, farklı yaşayabilmek şehir yaşantısının özgür ortamında mümkündür. Üniversiteler şehir kültürünün bir ürünüdür. Bilimsel düşünce özerkliği, şehirli yurttaş tutum ve davranışlarını özümsemiş toplumlarda mümkün olur.
Şehir kültüründe tarihi yapılar, dini ve sosyal amaçlı yapılmış farklı kültürlere ait mekanlar geçmiş kuşakların bize bıraktığı miraslardır. Tarihi ve doğal zenginliğine sahip çıkan şehirler, Kültürlerin açık müzesi, insanlık bahçeleridir.
İnsanoğlunun şehirleşme serüveninde, doğruluk, adalet erdemi herkese gereklidir.
“ Henüz şehirler kurulmadan dağınık halde yaşayan insanlar, kendilerinden daha güçlü olan hayvanların pençesinde can veriyorlardı.
Güvenliklerini ve soylarını koruyabilmek için bir araya gelerek şehirler kurmayı denediler. Ama siyaset sanatını bilmediklerinden, toplumsal düzeni kuramadılar ve kavga ederek dağıldılar.
İnsan soyunun yok olma tehlikesiyle karşılaştığı bu noktada Zeus devreye girdi. Doğruluğu ve adalet duygusunu götürmesi için Hermes’i görevlendirdi. Hermes, doğruluğu ve adalet duygusunu, diğer mesleklerde olduğu gibi, bazı insanlara mı, yoksa herkese mi dağıtacağını sordu.
Zeus, “ herkese” dedi. Çünkü bu erdemlere diğer mesleklerde olduğu gibi, insanların bazıları sahip olsaydı, şehirler varlığını sürdüremez, yıkılırdı.”
İnsanca yaşayabilmemiz bakımından şehrin alternatifi yoktur.
İnsanlar birlikte, beraber yaşayarak insan olmayı öğrenirler. Şehirde yaşam süren insanların önündeki tek seçenek; şehrin suyunu, toprağını, havasını, tarihini, doğal çevresini, evlerini, sokaklarını, anıtlarını, işyerlerini kendi parçası olarak gören hemşehrilik bilincini oluşturmaktır.
Şehirlerin gerçek sahipleri hemşehrileridir. Şehirlerle ilgili kararlar merkezi yönetimlere, siyasi yapılanmaların tekeline bırakılmamalıdır.
Şehirleşme aşamasında ki her türlü engeli aşarak şehirlerin tarihi ve kültürel geçmişiyle bağını ancak hemşehrileri kurabilir.
Geçmiş kuşakların bıraktığı yapılara ve kültürel değerlere sahip çıkarak, doğal çevresine saygılı, onu koruyan, insanlarına, hayvanlarına, doğasına sahip çıkan, anlayışla Şehirler gelişir, değişir; değiştikçe de yaşamın bir zenginliği olarak hemşehrileriyle beraber yaşamaya devam ederler…






Yorumlar
teşekkürler Alıntı
Tam da 29 mart oncesi ne guzel soylemişsin.Eline yüreğine sağlık. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.