İzmir, Güzelbahçe Yelki’de Çardak Kahvelerinin olduğu bölge, geçmişte meşe ağaçlarının çokluğundan dolayı (palamutluk) olarak anılırdı. Bu bölgede bugün bile yüz yaşını geçkin palamut ve meşe ağaçları vardır. Yelki halkı, yaz sezonunda buralara göç eder ve yazlık çadırlarında konaklayarak aralarında birbirlerine “ Burası Yelki bölgesi/Ne güzel oluyor Meşenin gölgesi” manilerini söylerlerdi.
Yakın zamanlara kadar her yıl Güzelbahçe’de 1 Ağustos’ta (14 Ağustos) bağ bozumu şenlikleri yapılırdı. Bu şenliklere katılan Yarımadanın insanı her şenlik zamanı muhakkak yağmur yağdığını hatırlar. O zamanlarda bölgenin doğal bitki örtüsünün Palamutluk olması nedeniyle, Yağmurun sık yağmasında Meşe ve Palamut ağaçlarının etkisi olduğu anlatılır.
Bugünlerde Kasım ayı içerisinde bile artık eskisi gibi yağmurun yağmıyor olmasının bir nedeni de, gün geçtikçe azalan Meşe ve Palamut ağaçlarının yok olmasıdır diye düşünüyorum.
Antik çağın tarihçilerinden Heredot’un yazılarında, Anadolu topraklarının yüzde yetmişinin ormanlık alan olduğunu ve bu ormanlık alanın yarısının da meşe ve palamut ağaçları ile kaplı olduğunu belirtir. Gerçekte de Anadolu’nun doğal bitki örtüsünün meşe ve palamut ağacından oluştuğu görülmektedir. Herodot tarihine göre Anadolu’muz Meşe ve Palamut Ağacı denizidir.
Meşe ve Palamut ağacı yüzyıllardır kutsal ağaç olarak bilinir. Palamut meyvesi pelit’in insan bedeninde özel güç oluşturduğuna inanılır ve ağacın uzun ömrünün insanlara yansıyacağı düşünülür. Meşe ve Palamut ağacı; genç bir insan için başarının, yaşlı bir insan için ise huzur ve sağlıklı yaşamın müjdeleyicisidir.
Meşe ve Palamut ağacı Anadolu’da dileğin simgesi, Uzakdoğu da uzun yaşamın, Kızılderililerde ise dirilişin simgesi olarak algılanır.
Mitolojide Meşe ve Palamut ağacının dalları utku’yu (zaferi), zeytin dalı barışı simgelemektedir.
Ülkemizin Erozyon Dedesi olarak bilinen Hayrettin Karaca’nın da sevgilisidir Meşe ve Palamut ağacı.
Meşe ağacı derin saçak ve kök sistemi ile toprağı korur, tüm ağaçlar gibi erozyonu engeller. Ekolojik değere sahiptir. Yeraltı sularının kalıcılığını sağlar, yağmur sularını yeraltına indirerek su zenginliği sağlar.
Başta Sincap olmak üzere çeşitli yaban hayvanlar için doğal sığınma yeridir. Yaprakları ve meyveleri toprağı besler. Pelitleri hayvanlara yem olur, meyveleri boya sanayinde hammadde olarak kullanılırdı.
Günümüzde ise, teknolojinin gelişmesi ile çeşitli sentetik boyalar elde edilmeye başlanmıştır. Bu gelişme sonunda; Anadolu yarımadasının örtüsü olan bu ağaçların gerekliliği ortadan kalkmış (Katli vacip düşüncesi) gündeme getirilerek yavaş yavaş yok edilmeye başlanmıştır. Kerestedeki dayanıklılığı, yangınlara karşı güçlülüğü, dağ keçilerinin tahrifatına direnmesi fayda vermemiş, zaman içerisinde Meşe ve Palamut ağaçları yok edilmiştir. Meşe ağacı artık insanlarımızın türkülerinde “sobalarında kuru da meşe “ olmuştur.
Bu kara yazgıları ile baş başa kalan Meşe ve Palamut ağaçları, Antik çağların tanrısı Zeus’ a başvurarak; “ Meğer biz boş yere dünyaya gelmişiz! Baksana şu halimize! Bizim kadar balta yiyen ağaç var mı?” diye yakınmışlar. Tanrı Zeus da onlara
“ Başınıza belayı siz kendiniz getiriyorsunuz, demiş; size inen baltanın sapı sizden, iyi keresteniz oluyor, çiftçinin de işine yarıyorsunuz.” diye cevap vermiştir.
Meşe ağaçlarının yakınmalarını insanlarımızın duyması dileğiyle, Meşe ve Palamut ağacı dikelim, her taraf yemyeşil olsun, doğayla barışalım, Bölgemizdeki tarım dışı alanlar palamutluk, orman olsun; orman yağmur olarak bize dönsün diyorum.







