İzmir Gazetesi

İzmir Gazetesi Nur Dolay 21. Yüzyıl Avrupası'nda yeniden toplama kampları

21. Yüzyıl Avrupası'nda yeniden toplama kampları

E-posta Yazdır PDF
ABD'de sosyoloji ve siyasal bilimler ve Fransa'da enformasyon-iletişim bilimleri öğrenimi gören Nur Dolay, Paris'de yayınlanan Afrique-Asie adlı dergide 1980'lerde 6 yıl Latin Amerika, 1 yıl Uzakdoğu muhabirliği yaptı.
Fransa'da yayınlanan Le Monde Diplomatique gazetesinde 90'lı yıllar boyunca Kafkasya ve Orta Asya ile ilgili yazıları yayanlanan Dolay'ın Abhazya, Azerbaycan, Kıbrıs ve Karadeniz üzerine çekilmiş belgeselleri vardır.
Dolay, 10 yıldan bu yana Courrier International dergisinin Kafkasya ve Türkiye sorumluluğunu sürdürüyor.
Bir seyyah gibi dünyayı karış karış dolaşarak gördüklerini paylaşmayı bir yaşama ilkesi olarak benimseyen Dolay'ın Türkiye'de çeşitli gazete ve süreli yayınlardaki değerlendirmelerinin yanında "Latin Amerika Başkaldırıyor" ve "Kafkasya Çemberi" adlı gezi inceleme kitapları yayımlanmıştır.

 

 

Günümüzde bir Avrupalı dünyanın hemen hemen istediği her yerine elini kolunu sallayarak gitme hakkına sahip. Genellikle ne bir vize zorunluğu var ve hatta kimi yerde ne de bir pasaport isteniyor kendinden. Örneğin Türkiye’de. Türk vatandaşları kendi ülkelerinin kapısından vizesiz komşuya bile geçemezken, Türkiye kapılarını ardına kadar açmış Avrupalı’ya, pasaportsuz girebiliyorlar. Basit bir kimlik kartı yetiyor.  

Peki Avrupalı’nın buna verdiği karşılık ne ? Sınırlarını pasaportlu pasaportsuz herkese sıkı sıkı kapatmak, yasal bir şekilde vize almak için temsilciliklerine başvuranları dış görünümüne göre tamamen ırkçı bir değerlendirmeyle ya daha baştan reddetmek, ya da en mahrem bilgilerini didikleyip aşağılayarak uğraştırarak bıktırıp vazgeçirmek.  

Daha düne kadar ‘’demir perde’’ ülkelerinin vatandaşlarına acıyan, seyahat özgürlüğünden yoksun oldukları için onları bir hapisanede gören Avrupa bugün artık bu özgürlüğü kullanabilme durumuna gelen bu insanların karşısına yeni bir perde çıkarıyor : para perdesi. 

Avrupa’da oturma izni bulunan yabancı veya AB vatandaşı olup da yabancıyla evlenme hatasına düşmüş biri, dışarıdan eşini ya da yakınını yanına getirecekse ona da her tür engel düşünülmüş. Gelecek kişinin önce Fransızca veya Felemenkce, Danimarkaca vs kurslarına gidip gideceği ülke dilini bir güzel öğrenmesi, tarihini ve kültürünü iyice çalışması gerekiyor. Bunlardan sınava girecek çünkü. O ülkede yaşamaya  başladıktan sonra sevmesi ve öğrenmesi daha mantıklı değil mi oysa ki ? Hayır,  ‘’sev de gel’’ deniyor kısacası.  Anadolu’nun herhangi bir kasabasında, hatta kentinde yaşayan birinin Hollandaca veya Fransızca kursları bulup dil öğrenme şansı ne kadardır sizce ? 

Bunlar yasal olarak AB topraklarına gelmek isteyenlere çıkarılan engellerden bazıları. Bir de bütün bu engelleri aşmanın olanaksızlığını görerek kaçak gelenlerin durumu var ki bu artık tüm insanlık değerlerini zorluyor ve kaçaklara yapılan muamele 20. yy Avrupa’sını kaplayan Nazi lekesini anımsatıyor.  

Tek suçları vizesiz ülkeye girmek olan insanlar ilkin 1,5 yıl gibi uzun bir tutsaklığa mahküm ediliyorlar ve bu tutsaklık sırasında kapatıldıkları toplama kamplarında insani yardım örgütleri ile bile görüştürülmüyorlar. Ellerinden kalem gibi en basit ve insani sayılması gereken bir araç bile ‘’suç işleme olasılığı’’ var diye alınıyor.   

Süresini doldurup çıkan kişinin geldiği ülke belliyse, elleri ayakları bağlı, ağzı bantlanmış bir şekilde zorla uçağa bindirilip jandarmalar eşiliğinde geldiği yere postalanıyor. Bu arada aynı uçakta bulunuyorsanız ve bu barbarlığa sessiz kalmaya vicdanınız elvermiyorsa buyurun, derhal uçaktan indirilip yüzü koyun yere yatırılıyor ve kelepçelenerek gözaltına alınıyorsunuz. Suçunuz : kolluk kuvvetlerine itiraz etmek ve isyana teşvik. Evet, aynen böyle : İsyana teşvik ! Sonrası hapis ve para cezası.  

Bu anlatılan çok aşırı bir olasılık değil, pek çok saygın kişinin başına gelmiş şeyler. Hatta Afrika’da bir kongreye gitmek için uçakta bulunan bir Fransız bilimadamı, elleri kolları ağzı bantlı olarak debelenen bir kaçağın durumuna kayıtsız kalamayınca, polis tarafından hemen aşağı indiriliyor, azılı bir suçlu gibi uçağın merdivenlerinin dibine yüzü koyun yatırılan bilim adamı yaralanıyor ve yüzü gözü kanlar içinde kalıyor. Ama hastane yerine götürüldüğü yer polis karakolunda 48 saat sürecek bir gözaltı. Ve sonunda çıkarıldığı mahkemede suçlu durumda yargılanan polisler değil, sadece insanlık gereğini yerine getiren bilimadamı. 

Ülkesi belli olmayan kaçaklar ise toplama kampından çıktıktan sonra sokağa atılıyorlar. Birer sokak köpeği gibi yağmurda çamurda oradan oraya dolaşıp iş, aş ve başlarını sokabilecek bir damaltı arıyorlar. Ama onlara yaklaşıp yardım etmeye kalkarsanız yandınız. Birer vebalı gibi toplum dışına atılan bu insanlara yemek vermek, konuşmak, evine almak artık büyük para cezaları ve 5 yıl, evet yanlış okumadınız, beş yıl hapis cezası demek. 

Önümüzdeki hafta bu akıl dışı uygulamaya karşı Fransa’daki bir çok dernek ortak bir eylem düzenliyor : ‘’Dayanışma suçu mu ? Öyleyse suçda dayanışma’’ sloganıyla harekete geçecek olan gönüllüler Paris ve daha bir çok kentin Adalet Sarayı önünde toplanarak kendilerini ‘’dayanışma suçlusu’’ ilan edecekler ve tutuklanmalarını isteyecekler. Şimdiden başlatılan kampanyada 9105 kişi şu cümlenin altına imza attı : ‘’Eğer dayanışma bir suç olacaksa, bu suçu işlemekten ötürü yargılanmak istiyoruz’’ . 

                                         Nur DOLAY

                              

                        Paris, 2 Nisan 2009

 

Yorum ekle


 http://izmir.net.tr/images/stories/kbrs.jpg  

Üye Girişi

Anket

Körfez vapuruna ne ad konmalı?
 

E-Bülten

İzmir Gazete E-Bülten abonelik

Şu An..

Şu anda 9 ziyaretçi çevrimiçi