İzmir Gazetesi

İzmir Gazetesi Nur Dolay Dikenli teller ardında Yeni Yaşam

Dikenli teller ardında Yeni Yaşam

E-posta Yazdır PDF

 

Türkiye’de yeni bir yaşam biçimi şekilleniyor. Kentlerden bunalan insanlar kent dışına kaçmaya başlamış. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük merkezlerin çevresinde ‘’uydu kent’’ diyebileceğimiz yeni yaşam alanları kuruluyor hızla. Ama oralarda da yine bir başka kent olgusu var. Ama ne kent ne kır olabilen, bir tutam çimenle doğanın hatırlatılmak istendiği, soğuk ve ruhsuz yatakhaneler bunlar. Akşam uyumaya gelinen ve sabah terkedilen yatakhaneler.

 

Yeni yaşam alanı ille otoyolla bağlantılı olacak ve yakınında mutlaka bir süpermarket ve ortasında da bir yüzme havuzu gerekiyor.  Havuzun çevresinde kule gibi yükselen 15-20 katlı binalar, yerlerde biraz çim, böylesi her adacığın çevresinde bir duvar, girişinde bir sorgulama kapısı ve güvenlik görevlileri, ve en önemlisi, duvarın üstünde pırıl pırıl parıldayan, spiral şeklinde boğumlanmış çelik dikenli teller ! Sitenin her yanına serpiştirilmiş güvenlik kameralarını unutmayalım tabi.

 

Bu anlamsız uydu kentlerde inşaat şirketlerinin aşırı kar hırsıyla yaptıkları binalar hem çok yüksek hem de sıkış tepiş birbirinin üstüne biniyor. Birinin penceresinden bakınca karşıdakinin penceresiyle burun buruna geliniyor. Müstakil bahçeli evler bile insanın içine afakanlar bastıracak kadar sıkışık, içiçe ve neredeyse üst üste.  

 

Ama insanlarımız seviyor bu yeni beton ormanlarında yaşamayı. Manzara olarak yeni kurulmuş bir beton ormanını seyretmeyi (zaten televizyonunu kapatıp manzaraya bakacak pek kimse de kalmadı ya). Kapış kapış satılıyor yeni beton ormanlarındaki daireler. Alıcılar kağıt üzerinde karar veriyorlar genelikle. İçini bile görmeden. Hatta ‘’topraktan almak’’ daha da karlı saylıyor. Ne çıkacağını bilemeden. Hiç bir talebi olmayan, hiç bir şeye itiraz etmeyen, titizlik göstermeyen alıklar sürüsü oldukça da inşaat şirketleri bildiklerini okuyorlar. En lüks sayılacak konutlarda bile priz kıtlığı var örneğin. Herkesin evinde yerlerde dolaşan elektrik kablolarına takılıyor bütün aletler.  Salon duvarlarının istünden, tavana yakın bir yerden boylu boyunca doğalgaz boruları geçiyor. Banyodaki küvetin, lavabonun tuvaletin düzeni bir mimar tarafından değil, bunları hiç kullanmamış bir köylü tarafından tasarlanmışa benziyor. O kadar saçma, mantıksız ve kullanımı ters. 

 

İşin en anlamsız yanı da, bu yeni yaşam alanlarından en lüks diye tanıtılanların bile otoyola bakması. Pencereyi açtığınızda, balkona çıktığınızda otoyoldan akan trafik selinin gürültüsü, uğultusu, tozu toprağı dolacak evinize ve ruhunuza. Kimbilir belki insanlarımızın içinde hala kalmış göçebeliğe özlem kırıntıları böyle gideriliyordur.

 

Yeni yaşam alanları İstanbul’un her yönüne doğru uzayıp gidiyor. Bir yandan Edirne sınırına, bir yandan Kocaeli’ye,  bir yandan Tekirdağ’a, Karadeniz’e, Şile’ye doğru uzanan, ormanları tırtıklaya tırtıklaya ilerleyen bir beton ve dikenli tel örtüsü. Binalar yükseklikte birbirleriyle yarış ederek, inşaatçılar görgüsüzlük ve para hırsında birbirine rakip olarak, azgın bir betonlama ve dikenli telle çevirme saldırısındalar.  Eskiden gecekondu semti olan alanlardaki insanlar yerlerinden çıkarılıp daha da uzaklara atılarak. Hiç ama hiç görünmeyecekleri bir yerlere yollanarak.

 

Ve ‘’dikenli tel-kamera’’ kültürü yalnızca bu yeni yaşam alanlarında değil, artık İstanbul gibi eski ve güzeller güzeli bir kentin içinde bile her yerde görülüyor. Tüm çirkinliğiyle, korumaya çalıştığı hapisane toplumunun tüm güvensizliği, özgürlük düşmanlığı ve  estetik yoksunluğunun sembolü olarak.

 

İstanbul 14 Haziran 2010  

 

Yorum ekle


 http://izmir.net.tr/images/stories/kbrs.jpg  

Üye Girişi

Anket

Körfez vapuruna ne ad konmalı?
 

E-Bülten

İzmir Gazete E-Bülten abonelik

Şu An..

Şu anda 13 ziyaretçi çevrimiçi

Share/Save/Bookmark