Göz, Vücut, Dil’, 14-22 Kasım tarihleri arasında Verona’da düzenlenen Afrika Film Festivali’ndeyim.
Kocaman bir broşür almıştım okuldan. Sinema salonları nerede, hangi saatlerde gösterim var, kısa metraj filmler var mı tek tek inceliyorum. Seçtiğim sinema salonu epey uzakta. Erkenden gidip orada biraz ısınmak istiyorum. Sinemayı bulmak zor oluyor üstelik kapı da kapalı. Bir süre sonra saçı örgülü bir kız yaklaşıyor. Kapıyı açıyor ’Nihayet’ diyorum. ’Erken gelmişsiniz’!
’Sinema neden kapalı ki?’ Türkiye’de her yer her zaman açık diyorum içimden. Hemen bir bilet alıyorum. ’Bembeya Jazz’ belgeseline. Yavaş yavaş Afrikalılar geliyor. Herkesle tanışıyorlar, sohbet ediyorlar. Festival onlarda müthiş bir heyecan yaratıyor. Kendi kültürlerini başka bir ülkede görmek üstelik beyazların yaşadığı bir ülkede. Hiç çekinmeden de siz beyazsınız - biz siyahız diye konuşabiliyorlar.
’Bembeya Jazz’ belgeseli başlıyor. 1950’li yılların sonunda Guinea’da kurulmuş bir grup, tüm grup üyeleri sıkı dost, birbirlerine yakın yaşıyorlar. Hepsi de müziğe sevdalı. Aynı zamanda para kazanmak için başka iş de yapıyorlar marangozluk gibi. Akşamüstleri toplanıp gitar çalıyorlar, çay içiyorlar. Ekonomik durumlarının kötü olması çok da dert değil, müzik var ya! Yavaş yavaş ünlü oluyorlar ’Ulusal Bembeya Jazz’ artık onlar. Ve bir çok hit parçaları oluyor. Grubun gitaristi evinde yemek yemeden önce kızıyla şarkı söylemeye başlıyor aynı zamanda ağlamaya. Görülenden aha
fazla savaş vermişler müzik yapmak için anlaşılan...
Kısa film izlemek için okula gidiyorum. Tam 6 kısa film izleyeceğim. Bunlardan biri ’Coffee and Allah’ yönetmeni ise Sima Urale, Savaii doğumlu ancak Yeni Zelanda’da yetişmiş. Ve drama okumuş.
Masmavi çarşafının içinde bir kız kahve almak için bara gidiyor. Barmen kızla iletişim kurmak istiyor. Ancak ne din izin veriyor ne de dil. Ortak bildikleri tek sözcük Allah. Yalnız yaşayan genç kız satın aldığı raketle oynamaya başlıyor. Yan bahçeye kaçan top geri geliyor ve düzenli olarak
tanımadığı biriyle tenis oynamaya başlıyor. İletişim kurmak onun için çok zor ancak o tenis oynayarak ve kahve alarak iletişim kurabiliyor. 13. dakikanın sonunda nihayet bara oturuyor.
Barmenin ikramı cappuccino geliyor üstünde Arapça Allah yazısıyla. ’Aaaaa’ diyoruz bütün salon aynı anda! ’Yağmurdaki Zürafa’ ise animasyon tekniğiyle yapılmış. Diğerlerinden farklı olduğu için hiçbir ülkede barınma şansı bulamayan minik! Zürafanın başından geçenleri izliyoruz 12 dakika boyunca.
Belçika- Fransa ortak yapımı olan bu film arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Bir de çalışmanın önemini. Zürafa; bir kuş bir de köpekle yolculuğuna devam ediyor. Ortak işleri ise bahçıvanlık. ’Zavallı Zürafa!’ diyoruz tüm salon.
İspanya yapımı ’Salomòn’nun da teması arkadaşlık ve oyun. Parkta oyun oynayan yaşlı amcalar
zencilere düşmanmış gibi davranıyorlar, ancak zamanla bir tanesi oyun arkadaşları oluyor ve kentte düzenlenen yarışmaya katılmaya karar veriyorlar. Ancak Salomòn’un para kazanması lazım. Biraz içimiz burkuluyor filmin sonunda. ’Annemi ve Babamı Kurtar’da ise Hristiyan misyoneri öğretmen ile Hintli bir çocuğun aralarındaki dine dayalı ilişki anlatılıyor. Küçük Ravi annesini ve babasını cehenneme göndermek istemiyor! O yüzden kiliseye gitmek istiyor. Filmin sonunda Hristiyanlığı empoze etmeye çalışan öğretmen başarısız oluyor.
’Said’in Yolculuğu’ renkli ve buruk! ’Alplere Yolculuk’ ise gayet neşeli. Şehirde kendi dilinde konuşamayan bir baba oğluyla kendini Slovenya dağlarına vuruyor. Ve son sesiyle şarkı söylüyor.
Festivalde film gösterimi dışında ’Beden Dili Eğitimi’ ve ’Afrika Sineması’ seminerleri de vardı.
Önyargıdan arınmak için güzel bir fırsattı. Bir sonraki festival Ocak ayında Milano’da.
İzleyicisinin bol olmasını diliyoruz.
Hazırlayan: Evrim Özsoy





