Dünyadaki genel şiddet eğilimine koşut olarak şiddet, korku, gerilim ve facia filmleri de giderek sinema ekranlarını daha çok kaplamaya başladı. Şiddet içermese bile insanları karamsarlığa ve umutsuzluğa iten filmler festivallerde ilgi odağı oluyor.
Monaco Angels bu genel eğilime tepki olarak doğmuş genç bir festival. Bu yıl 8 yaşına basan Melekler Festivali ilk yıllarında Hollywood’un gülüp geçtiği bir etkinlik olmuş, ama daha sonra festivale katılan tanınmış yönetmenleri gören Hollywood stüdyoları bu çok özel, küçük festivale girebilmek için çaba göstermeye başlamış, ne v
ar ki diğer festivallerde ‘’yarışan’’ filmler bu farklı anlayıştaki festivale kolay kolay giremiyorlar. Bir de şu ‘’en iyi falanca, en iyi filanca, en iyi bilmem ne’’ anlayışından kurtulsa çok iyi bir buluşma ve film izleme merkezi olacak Monaco Festivali. .
Bu yıl ki filmler arasında yine pek çok sürpriz dikkati çekiyordu. Bizim için en ilginç olanlardan biri Ürdün’lü Çerkes yönetemen Muhittin Kandur’un uzun zamandır ülkemizde de beklenen ‘’Çerkes’’ adlı filmiydi. Festivalin ödüllerinden pek çoğunu alan film sorunların şiddet yerine diyalog ve karşılıklı birbirini anlama çabasıyla çözülmesi üzerine kurulmuş.
Öykü Çerkes bir gencin bir Bedevi kıza aşık olmasıyla başlıyor. Birbirlerinin dillerini bile bilmeyen bu iki genç arasındaki aşk, içinde yaşadıkları farklı kültürleri karşı karşıya gtiriyor. Çerkes ve Bedevi toplulukları arasında ölümcül bir hesaplaşmaya neden olabilecek farklılıkların aşılabilmesi kolay görünmüyor. Ya geleneklerin esiri olarak körü körüne uygulanan bir töre anlayışıyla iki taraf da felakete sürüklenecek ve yokolacak, ya da aklı, barış isteğini her şeye üstün kılarak her iki topluluğu da mutluluğa götürecek bir çözüm bulunacak.
Sovyet sinemasının sosyalist realizm tarzını anımsatan bir film Çerkes. Yaşamını Moskova ve Hollywood arasında geçiren, Bonanza gibi ünlü Hollywood dizilerine imza atmış olan Kandur’un oradaki şiddet kültürü yerine artık olmayan Sovyet sinemasındaki sosyalist gerçekçiliği benimsemesi ilginç. Ve Monaco gibi paranın, şaşaanın hüküm sürdüğü bir yerde insancıllığı, paranın satın alamayacağı değerleri öne çıkaran bir felsefi çizginin festivale damgasını vurması, seçilen filmlerde hep bu insancıllığı arayış da ilginç.
Japonya, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs, İspanya gibi ülkelerden gelen bir çok ilginç kısa metrajın yanı sıra Romanya sinemasının güzel örneklerinden Ewa ile tarihi bir fresk izledik ve uzun süreden beri artık rastlayamadığımız, ‘’işte sinema bu’’ dedirtecek tadı aldık. Filmin yönetmeni Adrian Popovici Romanya’da film çekmek isteyen yabancılara sağlanan kolaylıkları anlatırken Türkiye’de çıkarılan güçlükleri düşünmeden edemedik.
Japonya’dan bir şaheser
ise Yusuke Murakami‘nin Parçalar adlı uzun metrajıydı. Öykünün ilginçliği kadar başrollerde oynayan İran-İngiliz asıllı, ama Japonya’da doğup büyümüş ve su gibi Japonca konuşan Cyrus Nozomu Sethna’nın oyunculuğu da izleyenleri hayran bıraktı.
Festivalin kurucuları ve bugün de organizatörleri olan Dean Bentley ve Rosana Golden’a bu güzel sinema şöleni için teşekkürler.
Nur DOLAY
Paris 18/12/2010






