İklim değişiklikleri bu deyimin gerçekleşmesine izin verir mi bilmiyorum ama özellikle yerel seçimleri düşünürsek Mart ayının oldukça zorlu bir ay olduğunu söylememiz herhalde bir abartı olmaz. Gidişhata baktığımızda yerel seçimler birçok kişinin de hem fikir olduğu gibi, sanki, genel seçimlere bir kapı aralayacak gibi görünüyor. O yüzden, vatandaşlık görevimiz, bana göre en üst düzeydedir diye düşünüyorum. Herkes sandığa gitmeli ve sandıklar iyi denetlenmeli, seçmenlerin güvenli bir seçim ortamı yaşayabilmelerinde, Hükümet başta olmak üzere herkes elinden geleni yapmalı! Böylece, demokrasinin en temel niteliklerinden biri olan seçilenin ve seçenin güvenliği sağlanabilmelidir. Nüfusa dayalı bu seçmen listeleri gerçekten yanlışlara neden olabilir mi, özenle düşünülmelidir. Bu kapsamda gerçekten stres yoğun bir seçim atmosferi solunmaktadır diyebiliriz. Görevliler, unutmamalıdırlar ki seçimin namusu kendi namusları kadar önemlidir.
Mart ayına girerken, yazılarımızı göndermek durumunda kaldığımız için Mart ayına özgü öngörülerimizi belirtebildik birinci paragrafta. Ama, dolu dolu bir Şubat ayını unutmayalım ve önemli birtakım girişimleri, olguları özetleyiverelim. Örneğin 18 Şubat’da en severek gittiğim konferanslardan biri olan, Hatay (Antakya) İlimizde gerçekleştirilen ‘Amik Gölü, Ekolojik Denge, Okaliptüs Türlerinin Önemi’ konulu bir paneldi. Mustafa Kemal Üniversitesi’nin değerli rektörü Prof. Dr. M. Şerafettin CANDA’nın girişimleri ile gerçekleştirilen bu panelde özellikle sulak alanlar ve okaliptus ağaçlarımızın ilişkileri irdelenmeye çalışıldı. Severek gittim diyorum, çünkü, okaliptusleri müdafaa etmek görevini üstlenmiştim. Ama baktım ki, altı kişilik konuşmacı grubundan ikisi hariç herkes okaliptüslerin değerini biliyordu, mutlu oldum. Gerçekten okaliptüslerin değeri, işlevleri, görevleri saymakla bitmez. Bunları ayrı bir yazımda anlatmaya çalışacağım. Şimdilik şu kadarını belirtmek istiyorum ki, okaliptüsler, birçokları gibi aptal değil, 250 ton su içmiyorlar ve kaldı ki, içtikleri suyu atmosfere gönderip yağış olarak vatan toprağına yeniden geri alıyorlar. Bu küresel ısınma ortamında az şey midir bu! Tıbbi yararlarından küçücük bir şeyi belirtecek olursak, şu soruyu soruverelim hemen. ‘Ufacık bir öksürükte hanginiz okaliptus şekeri kullanmadınız?’. Adım gibi biliyorum ki, değerli dostum Mehmet Sıkı’da kullanmıştır! O halde tıpta, eczacılıkta, parfümeride, hele bugün en sıkıntı çektiğimiz kağıt üretiminde okaliptüsler unutulamaz. Kuşlar kafasız mıdır ki, şafak vakti okaliptuslarda şarkılar söyleyerek bizleri uyandırmaya çalışırlar?!
Birazda bizden güzel bir olayı sizlere bildirmek istiyorum bu yazımda. Ufak tefek ama atom karınca gibi oradan oraya koşturan, o güçlü kadın, Ege Üniversitemizin Sayın Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz’ın düzenlediği ‘7. SAĞLIK HALK KONGRESİ’ kimse kusura bakmasın ama en önemli konularda bile müşteri bulmak zorluğunda olan üniversite topluluğuna güzel bir örnek oluşturdu dememiz gerekir. O insanlarla nasıl ilişkilerdir? Hepsi gönüllü olarak geliyorlar, kayıt yaptırıyorlar, özenle dinliyorlar, konulara katılıyorlar ve tartışıyorlar! Gerçekten şaşırdım. Belki şu denebilir, bu Halk Kongresi güncel konuları yakalamış, OBEZİTE (Şismanlık), OSTEOPOROZ (Kemik Erimesi) ve DİYABET (Şeker), tamam ama kardeşim, 7. si düzenleniyor. Düşünmemiz gerekmez mi? Bıkmadan usanmadan soruların yanıtlanması, ücretsiz bel ölçümleri, kalça ölçümleri, tansiyon, şeker, kollestrol ölçümleri ve hemen hemen birçok doktorun bir başka yanını oluşturan sanatsal yeteneklerden gitar dinletileri, şarkılar, söyleşiler, az mı şey bunlar gerçekten? Yok yok, ben tekrar tekrar kutluyorum Hoca Hanımı ve bir kez daha inanıyorum ki halka indirilemeyen bilim çok cılız kalıyor. Bu kapsamda mutlu olduğumu ayrıca belirtmek isterim, ama en önemlisi de, bu kapsamda ‘Çevre Nedir? Çevre Bilinci Nasıl Kazandırılır?’ konusunda halkla buluşabilme fırsatı için ayrıca mutluyum! Çünkü, çevre ve hastalıklara ilişkin son yapılan araştırmalarla topluma bazı görüşleri aktarabilmiş oldum. Örneğin; endojen hormonları taklit eden ya da bloke eden kimyasalların Endokrin Sistemi bozunuma uğrattığını belirtebildik. Günümüzde hemen her şeyimize ortak olan kimyasal katkı maddelerinin (PCB) toksik ve kanserojenik etkileri ile bağışıklık sistemini baskılayabildiğine dikkat çekebildik. Önemli olarak da Endokrin Sistemin bozulmasıyla Obezite (Şişmanlık) ve Diyabetin (Şeker) ilişkisini, ve daha önemli olarak da, günümüzdeki 70 000 kayıtlı sentetik kimyasalların, çok azının henüz, Endokrin Sistem üzerindeki etkilerinin araştırılabildiğini vurgulayabildik. Zaten Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ortaya koyduğu verilerde bütün bunları destekliyor; örneğin daha yaşanabilir bir çevreyi oluşturduğumuzda 13 milyon ölümün önüne geçilebileceği, güvenilir çevre ortamı yaratılabilmesi ile 5 yaşın altında görülen tüm hastalıkların 1/3 ünün ortadan kaldırılabileceği ve günümüzdeki 102 hastalığın 85’inin çevre sorunlarından etkilendiği gerçeği önemle belirtiliyor. Bu yüzden A’dan Z’ye bütün uğraş verenlere tekrar teşekkür ediyorum. Son ana kadar, Antalya dahil İzmir dışındaki birçok ilden gelenleri de katılımlarından dolayı ayrıca kutluyorum. Demekki, halka ulaşabildiniz mi, halk sizi yalnız bırakmıyor. Herkese önerim, bu kongrenin yayınlanacak olan kitabını ilgiyle beklemesi ve satın alabilmek için sıraya girmesidir. Neler konuşulmadı ki, günlük bütün soruların yanıtları vardı. Ne yazıkki, siyasetçiler bu durumu tam algılayamadılar ve önemli bir fırsatı kaçırmış oldular.
Gelelim, şimdi de kendimize özgü bir öykümüze. Öykümüzün adı Çevre Eylemcisi, o güzel kadın, SAYNUR GELENDOST ve adına verilen ÇEVRE ÖDÜLÜ. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen ödül, sevgili dostum, nefesini içine çekerek ıslık çalan, Çevreci Avukat Senih Özay’a uygun görüldü. Bu güzel olayda onu yalnız bırakmak istemedim, görüştük, anlaştık, çok değerli dostumuz Diş Hekimi Sayın Umur Meriç ile birlikte saat 14.30 sularında Bornova’dan, Bodrum’a doğru ödül töreni için yola koyulduk. Umur Meriç’in diş hekimi olduğuna bakmayın, çevre temizliği konusunda çok titiz bir adam. Yol boyunca, durak yerlerindeki bütün tuvaletleri kontrol etti. 7-8 tanesinden birine tam not verdi ve bizi de uyardı; çevrecilik atık yönetimiyle başlar, tuvaletlerde bu yönetimde temel unsurlardır!! Böylece Bodrum Torba’ya geldik. Torba’da sevgili Meriç’in yakın dostları Zeynep Hanım ve Cüneyt Bey’le çok kısa bir buluşmamız oldu ama bütün dert hep yine çarpık yapılaşma idi. Torba Koyu hemen hemen elden çıkmış. Bu kısa görüşmenin ardından Gündoğan’da bekleyen dostlarla ödül yemeğine katıldık. Birçok yerden çok değerli Sivil Toplum Örgütleri temsilcileri oradaydı, Antakya’dan bile. Doğu Akdeniz Çevre Platformu, Batı Akdeniz Çevre Platformu, Akdeniz Çevre Platformu gibi tabi ki Saynur GELENDOST’un yakın dostları. Ödül töreni 1 Mart günü Bodrum Belediye Meclis Salonu’nda yapıldı. Daha önce Saynur Gelendost’un saat 10.00’da mezarı ziyaret edildi ve çevreciliği konuşuldu. Saynur Hanım’ın ölümünden sonra eylemci çevreciliğin kalmadığı belirtildi. Gaye Hoca Hanım bu konuda çok dertli olduklarını belirtti ve Saynur Gelendost’dan bu kapsamda mezarı başında özür dilendi!
Ben yıllardır bu konunun üzerinde duruyorum. Ne yazıkki Sivil Toplum Örgütlerimiz bir şaşkınlık içinde. Kararsızlıkları var, birlikteliklerinde çözülmeler var, dolayısıyla güven yitimleri var, durum böyle olunca konuşmak görüşmekten öte beklentiler, tabiiki sonuçsuz kalıyor. Aslında çevre o kadar karmaşık bir yapıda ki, kimsenin kendine özgü sorunlarla yola çıkması lüksü yok. Su konusu, hava kirliliği, toprak kirliliği gibi sorunlar mutlak birlikteliği gerektirmez mi? Üniversitelerden yakınıyorlar, ama üniversite hocaları Kelaynak kuşlarına benzemedi mi? Onlara da omuz vermek gerekmiyor mu? Senih ÖZAY böyle birlikteliklere parmak basmaya çalıştı ödül töreni çerçevesindeki konuşmasında. Baroları uyardı, ‘Sivil İnsiyatifi’ ve önemini vurguladı. Ama giderek cılızlaşan Sivil Toplum Örgütlenmelerinden de yakındı.
Evet şimdi sonuç bölümüne geldik. Seçimden korkuyorum ve bu kapsamda herkesi uyarıyorum, dikkatli olalım, dikkatli olsunlar. Halk Kongresi beni çok mutlu etti, Çünkü, doğru bildiğim felsefede yanılmamışım ‘Çok yaşamak için az yiyin, çok için, AMA İYİ İÇİN’. Sivil Toplum Örgütleri çok önemli kurumlarımız, hepimizin sahip çıkması gerekiyor. Bağımsız ve Halkının yanında uğraş vermeye çalışan Öğretim Üyelerimize sahip çıkmamız gerekiyor. Gerekiyor çünkü, bilgi oradan geliyor. Sorunumuz herhalde bu; ‘Bilginin önünü açamıyoruz, paylaşamıyoruz, önyargılarımızı atamıyoruz, aynen okaliptuslarda olduğu gibi’ ; ‘YANLIŞ OKALİPTUS YOKTUR, YANLIŞ DİKİLMİŞ OKALİPTUS VARDIR’.
Asıl işimiz bu yanlışları bulmak değil midir?! İyilikler, sevgiler, saygılar.





